Ruhum bir bomba olup patlamış olsa, içinden saçılıp dağılan güzel çirkin ne varsa bir çırpıda sezmiş gibiyim.
Kör Baykuş'la ilgili ilk fikrim şu: Bu kitap, insanın özündeki ölüm ve yaşam dürtüsünün (libidinal dürtü) birlikteliğinden oluşan karmaşık ve ikircikli ruh dünyasını edebiyata muhteşem yansıtan bir kitap. Yazar, bu dürtülere âdeta kelimelerle hayat vermiş. Bir canlının kesilmesinden duyulan tiksinti ve hazzın, bir sevilene karşı duyulan nefret ve aşkın, bir bedene dokunarak duyulan şehvet ve hıncın içimizde coşkulanan zıt dalgalarıyla yapmış bunu.
Hayatla ölümü öpüştürmüş sanki cümleleriyle. En çok, afyon ve şarapla uyuşma ve varlıktan yokluğa doğru bir hafifleme arzusunda görülüyor bu. Kızaran yanakların rengini kasaplarda asılan etlere benzetmesiyle hayat-memat ikiliğini iç içe geçirmiş mesela. Hayat ve memat kanamakta bitişir ne de olsa. Aşkı hiçlikle kaynaştıran o iri ve simsiyah sevgili gözlerinden bahsetmiş sonra. Sevenin sevilende kaybolup yok oluşundan. Sevilene kavuşmak, tamamlanmak ve artık ölmeyi istemektir ne de olsa.
KİTABIN KONUSU
Odasında inzivaya çekilerek kendi içine yönelen, dış dünyadan ve insanlardan el etek çeken bir karakterin hayata ve ölüme yönelik düşünceleriyle etkileyici bir biçimde başlıyor kitap. Daha sonra bu karakterin geçmişinde yaşadığı bir yığın acı ve ilginç olay tek tek açığa çıkıyor.
Kitapta birkaç kez kullanılan bir gölge metaforu var. Ana karakter gölgesine kendini tanıtmak için bu yazıları yazdığını dile getiriyor. Buradaki gölgeyi, Carl Gustav Jung'un gölge arketipine benzettim. Bu açıdan gölge, ana karakterin bilinçdışı olarak yorumlanabilir.
Açıkçası ben yazarın kaleminden çok etkilendim. Kurduğu büyülü ve karamsar dünya, hayal ve gerçek arasında sıkışmış bir zihnin atmosferi, üslubu ve betimlemeleri bana hem çok farklı ve garip geldi hem de hoşuma gitti. Az sayfalı bir romana yeni ve capcanlı bir soluk getirmek her yazarın harcı değil. Önerimdir.