Furuğ'un şiirini, günümüz Farsça şiirinin ve Nima'nın basit bir devamı olarak görmek kanımca eksik olduğu kadar hatalıdır ve büyük ölçüde Furuğ'u tanıyamamanın ötesinde ona yapılan büyük bir haksızlıktır. Haksızlıktır; çünkü o, oturduğu pencereden görülenleri, nasıl görmemiz gerektiğini bize anlatmak için çok acılar çekmiştir. Onun acısı tüm İran kadının asırlar boyu çektiği acıların tümüdür..."Haşim Hüsrevşahiİranlı şair Furuğ Ferruhzad'ın şiirlerinden yapılan birçok seçkiiçerisinde en sevileni "Yaralarım Aşktandır" oldu. Özenli çevirisininyanı sıra seçilen şiirler de şairi en yalın şekliyle okura ulaştırıyor.sen ışıklarınla gelirdin sokağımızasen ışıklarınla gelirdinçocuklar gidince ve akasya başakları uyuyuncave ben aynada yalnız.
Furuğ'un şiirini, günümüz Farsça şiirinin ve Nima'nın basit bir devamı olarak görmek kanımca eksik olduğu kadar hatalıdır ve büyük ölçüde Furuğ'u tanıyamamanın ötesinde ona yapılan büyük bir haksızlıktır. Haksızlıktır; çünkü o, oturduğu pencereden görülenleri, nasıl görmemiz gerektiğini bize anlatmak için çok acılar çekmiştir. Onun acısı tüm İran kadının asırlar boyu çektiği acıların tümüdür..."Haşim Hüsrevşahiİranlı şair Furuğ Ferruhzad'ın şiirlerinden yapılan birçok seçkiiçerisinde en sevileni "Yaralarım Aşktandır" oldu. Özenli çevirisininyanı sıra seçilen şiirler de şairi en yalın şekliyle okura ulaştırıyor.sen ışıklarınla gelirdin sokağımızasen ışıklarınla gelirdinçocuklar gidince ve akasya başakları uyuyuncave ben aynada yalnız kalıncasen ışıklarınla gelirdin......sen yanaklarını yaslardınmemelerimin acısınave bensöylemeye başka bir şey bulamadığımdasen yanaklarını yaslardınmemelerimin acısınave dinlerdinağlayarak akan kanımıve ağlayarak ölen aşkımı sen dinlerdingörmezdin beni ancak.
Suda yaşayan canlı suyun farkına varamaz..
Ayda yaşayan ay ışığının farkına varamaz..
Uzaklık ve dostluktur bizim hikayemiz
Bundan gayrısı hevestir..
Öfkeli değilim arzularıma ulaşamadığım için ,
Ulaşamamak varmanin ta kendisidir..
Şiir:Yaser Ganberlou
Seslendiren: Baran Nikrah
Ruhum bir bomba olup patlamış olsa, içinden saçılıp dağılan güzel çirkin ne varsa bir çırpıda sezmiş gibiyim.
Kör Baykuş'la ilgili ilk fikrim şu: Bu kitap, insanın özündeki ölüm ve yaşam dürtüsünün (libidinal dürtü) birlikteliğinden oluşan karmaşık ve ikircikli ruh dünyasını edebiyata muhteşem yansıtan bir kitap. Yazar, bu dürtülere âdeta kelimelerle hayat vermiş. Bir canlının kesilmesinden duyulan tiksinti ve hazzın, bir sevilene karşı duyulan nefret ve aşkın, bir bedene dokunarak duyulan şehvet ve hıncın içimizde coşkulanan zıt dalgalarıyla yapmış bunu.
Hayatla ölümü öpüştürmüş sanki cümleleriyle. En çok, afyon ve şarapla uyuşma ve varlıktan yokluğa doğru bir hafifleme arzusunda görülüyor bu. Kızaran yanakların rengini kasaplarda asılan etlere benzetmesiyle hayat-memat ikiliğini iç içe geçirmiş mesela. Hayat ve memat kanamakta bitişir ne de olsa. Aşkı hiçlikle kaynaştıran o iri ve simsiyah sevgili gözlerinden bahsetmiş sonra. Sevenin sevilende kaybolup yok oluşundan. Sevilene kavuşmak, tamamlanmak ve artık ölmeyi istemektir ne de olsa.
KİTABIN KONUSU
Odasında inzivaya çekilerek kendi içine yönelen, dış dünyadan ve insanlardan el etek çeken bir karakterin hayata ve ölüme yönelik düşünceleriyle etkileyici bir biçimde başlıyor kitap. Daha sonra bu karakterin geçmişinde yaşadığı bir yığın acı ve ilginç olay tek tek açığa çıkıyor.
Kitapta birkaç kez kullanılan bir gölge metaforu var. Ana karakter gölgesine kendini tanıtmak için bu yazıları yazdığını dile getiriyor. Buradaki gölgeyi, Carl Gustav Jung'un gölge arketipine benzettim. Bu açıdan gölge, ana karakterin bilinçdışı olarak yorumlanabilir.
Açıkçası ben yazarın kaleminden çok etkilendim. Kurduğu büyülü ve karamsar dünya, hayal ve gerçek arasında sıkışmış bir zihnin atmosferi, üslubu ve betimlemeleri bana hem çok farklı