İyi bir polisiye okuru olduğumu düşünüyorum. Ama genelde yabancı yazarlardan okurum polisiyeyi. Ne zaman canım sıkılsa elim bi Tess Gerritsen'a gider. O da olmazsa bir Agatha Christie sıkıştırırım araya.
En son ne zaman Türkçe bir polisiye okudum hatırlamıyorum. Kusursuz Cinayet Yoktur'du galiba. Mükemmel bir kitaptı. Neyse konumuz o değil. Uzun zaman sonra Utku Balkan Ağadangil'in hediye etmesiyle İkinci Katil'i okuma fırsatı buldum.
Akıp giden bir olay örgüsü var aslında. Kitabın üçte biri nasıl bitti anlamadım. Daha sonra okumamı zorlaştıran bir etmen ortaya çıktı. Bazı yerlerde çok fazla betimlemeye gidilmişti. Tabii ki bu bir noktada bizi olaya çekmek için yapılmış olabilir. Ama yapılan benzetmeler benim zihnime yazarın hayal gücündeki gibi yansımadı. Bu nedenle beni kurgudan uzaklaştırdı bile diyebilirim.
Ben aynı zamanda okuduğum kitaplar ve filmleri ya da dizileri birbirleriyle bağdaştırıyorum elimde olmadan. İkinci Katil'i okurken de Breaking Bad'i izliyordum. Walter White ile Adel'i birbirine benzettim. İkisinin de suç işlemek için haklı sebepleri vardı, yani kendilerince haklı sebepleri. İkisi de başta masumlara zarar vermemek üzere yola çıkmışlardı. Tüm dertleri haksızlıklaydı.
*Spoiler içerir*
Bir de polis diyince benim aklıma böyle zeki, çevik, stratejik birileri geliyor hep. Bazı polis karakterleri çok saf kurgulanmıştı bence. (Emel'in operasyonun ortasında çığlık atması, polislerin polis kılığına girmiş hırsızlara hemen inanması detayları gözden kaçırması, Adel'i ararken iki polisin bodrumda karşılaşması ve birbirini hırsız zannetmesi)
Utku Balkan Ağadangil kitabınızın daha geniş kitlelere ulaşması dileğiyle