Son sayfasını okuyup kitabı kapattığımda uzunca bir süre beni düşündüren bir roman oldu Koku. Sıra dışı kurgusuyla okuru çeken Koku, postmodern ögeler barındıran polisiye ve fantastik bir roman ayrıca. Romanda “ koku” kavramı o kadar başarılı tasvir edilmiş ki okur ilk bölümde anlatılan balık pazarının kokusunu hissedebilir. Roman, Paris’te bis kokulu bir balık pazarında başlar. Berbat bir ortamda dünyaya gelen Greneuille, annesi ölünce bakıcı ailelerin yanında aşağılanarak, dışlanarak büyür. Bu durum iyice yalnızlaştırır onu ve bunun sonucunda tüm odak noktası “ koku alma duyusu” olur. Kokular onun için bir yere, bir şeye ait olmaktır. Ancak kendi kokusu yoktur. Bu onu daha da büyük bir bunalıma sürükler. Sonunda kızıl saçlı kadınlara ve onların kokularına tutku derecesinde bağlı olduğunu fark eder. Ve onları öldürerek kokularını şişelere hapsetmeyi öğrenir. Gerçek üstü sınırların zorlandığı bu sürükleyici roman şimdiye kadar otuz üç dile çevrilmiş,aynı zamanda sinemaya da aktarılmış.