3/10
·205 syf.··
2025 5. kitabı
Yazmayayım dedim ama olmadı. Bunları yazmam gerek. En azından birinin bunları söylemesi gerek... Kitap bana müthiş bir ufkun kapılarını açtı, içsel dünyama doğru attığım adımı cesaretlendirdi, içe bakışımdan gözlerimi kamaştırdı, gadalarımı alırken bir yandan da testislerimi serinletti falan demek isterdim ama hayır... fakat iyi bir pazarlama yöntemiyle neler kotarılmıyor ki sayın okuyucu? Yazarımız da zaten robert kolejlerden çıkma, işletme-psikoloji eğitimini amerikanyalarda yapmış bir "tutkun." Neye mi? Gericiliğe elbette. Yine de pazarlama başarısı olarak hakkını teslim etmek gerek...bilmem kaç dile çevrilmiş, (her bir çevirinin kapağını da görmemiş gibi basıp en arka sayfaya koymuşlar) yazarı küçük prens'in yazarıyla bir tutulmuş, simyacı'yı beğenenler buna koşsunmuş, doğu batı köprüsüymüş falan. Oldu, gözlerim doldu! Mitoloji ile harmanlanmış, vıcık vıcık bir tasavvuf ve laçka bir dille yazılmış bir kitap bu. Sanki elif shafak romanları gibi ingiliççe yazılıp Türkçeye çevrilmiş bir kekremsilik de cabası. Fakat Türkçe yazılmış iyi mi? ABD, Efes, İstanbul, topkapi, çultanakmet hattında geçen bir gericilik öyküsü var elimizde...fonda boğaz sefası da es geçilmemiş, bol köpüklü Türk kahvesi de, müthiş lezzetli "osmanlı" yemekleri de... sonuç? Güllerle muhabbet, hoca nasreddin'den fıkralar, üç beş havalı söz ve kapanış... Ne öğrendik peki? Kafanı kullanma, diplomana ve zekana güvenme, kalbini dinle, rüyalarına inan, çiçeklerle konuş, hatta dinle, ben'ini öldür ki yaşadığını anlayasın, ölülerle mektuplaş, falcılara güven, işte yepisyeni sen! Kusura bakmayın da, biz böyle insanlar için "azıcık şey" diyoruz, yani tozutmuş gibisinden. Anladınız siz onu. Karakterin kadın seçilmesi de bana manidar geldi. Neredeyse ana karakterlerin hepsi kadın. Kadın dilini çok iyi bilirmiş gibi yazmış yazar ama, o da fiyasko. Kadınlara bir aşağılama var burda sanki, böyle işlerin peşinden kadınlar koşar gibisine... Ben hislerimin yalancısıyım kızmayın.. Gericilik dedik evet. Tasavvufi konular bence tümden gericilik olsa da yine de az buçuk hikmet hikayeleri okunaklı oluyor bir edebi eserde. Burada o da vasat altı kalmış. Yüzeysel, sonuca varmaktan uzak, kendin içindeki kendinsin, dışına takılma türü zorlama bir iticilik var burda. Gericiliğin bile hakkını verememiş bir kitap ve yazar var karşımızda. Osmanlı yemeği ne alaka acaba o kadar laf salatası arasında. Batıya hoş görünmek için bir halk ve onun kültürü bu kadar aşağılanmamalı... ama dediğim gibi ekmeğini yemişe benziyor yazar. Haliyle kitabın ikincisi de gelmiş tabi. Çarşınız pazar olsun ne diyelim... kitabı okuyacaklar bunda kendilerinden bir şey buluyorlarsa da Allah akıl versin. Akla ihtiyacı olmayanlara hava hoş zaten...
Kayıp GülSerdar Özkan · Timaş Yayınları · 201214,3bin okunma
·
304 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yayınevi bile “Beni bırak ucuz insanlara hitap ediyorum!” diye bağırıyor aslında. (Fetö gibi karanlık bir dehlizin içinden -nasıl olduysa?- üstündeki tozdan kolayca sıyrılmış ama halk nezdinde onlardan farkları kalmamış şaibeli bir oluşum.) Yazarları arasında yolda görsem yolumu çevireceğim Nevzat Tarhan gibi bir tip de var. Evlerden ırak.
Emin ben...
Gönderi Sahibi
Kesinlikle. Arada Ahmet Yaşar Ocak gibi değerli çalışmaları olanların kitaplarını basmışlar ama sonradan o da alfa yayınlarına geçti. Hatta Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler ın önsözünde timaş'ı eleştirmiş, ekleyeceğim kısımlar vardı, bana sormadan yeni baskı yapmışlar falan diye:) öyle de kolpa bi yayınevi işte. Ne kadar Cumhuriyet düşmanı varsa hepsinin çer çöp kitaplarını basan bir yayınevi. Halkın beynini uyuşturmaya yemin etmiş bir sürüngen topluluğu. Bunlara pabuç bırakmamak lazım.