İhsan Oktay Anar serisinden ikinci kitabımız Amat: İbranice "Gerçek" anlamına geliyor. Baş harfini silerseniz Mat, yani ölüm demek. Artık yazarın tarzına alışkın olduğum için mi bilmem, kullandığı eski kelimeler ve Osmanlıca gemicilik terimleri bile okurken yormadı.
Hikayemizin ana konusu, Amat adındaki geminin on yedinci yüzyıl Konstantiniye'sinden 247 mürettebatıyla ayrılışından sonra başlayan olaylar dizisi. Yazarın adeta bir masal anlatıcısı tadında bize anlattığı olayları okurken arka planda zihniniz çeşitli soruları da üretmeye başlıyor:
*Ölüm ve ölümsüzlük,
*İyilik ve kötülük,
*Günah ve sevap,
*Tanrı ve şeytan,
*Gerçek ve yalan
...
Sahi gerçek nerede başlar ve biter, ölüm bir son buluş mudur yoksa gerçeğe bir uyanış mıdır? Peki ya günah dediğimiz kavram, aslında cennete giden yolda bizi şeytanın baştan çıkarışları mıdır ya da bir imtihan mıdır?
Anlaşıldığı üzere, yazarımız hikayesinde bolca mitolojik, felsefi ve teolojik motiflerden faydalanıyor, bol bol mitlere göndermeler yapıyor. Bunda Anar'ın eğitim geçmişinin de etkisi büyük.
Ben Amat'ı severek okudum, kitapla ilgili tek eleştirim şu olabilir: Tüm karakterlerin hikayeleri fazlasıyla anlatılırken kitabın sonunun çok aceleye getirilmesi.
Ahh Adem babamız ahh! O elmayı yemeseydi de hep cennette kalsak biz insanoğlu ne de mutlu olurduk, değil mi?
Efendim, düşünmeyi ve sorgulamayı seviyorsanız Amat tam size göre diyorum.
Sevgiler