İhsan Oktay Anar , bu kitabıyla bir kez daha gösteriyor ki hikayeler, yalnızca vakit geçirmek için değil; yaşamak için var. Ölümün gölgesinde bile, insanı hayata bağlayan şey anlatmak ve dinlemek.
Kitapta, ölüm meleği Azrail, canını almaya geldiği adamla pazarlığa girişir. Adamın her anlattığı hikaye, bir süre daha yaşamasını sağlar. Ama aslında bu kurgu, insanoğlunun varoluşla pazarlığıdır; zamanı biraz daha ertelemek için anlattığımız ve dinlediğimiz hikayelerin, hayata tutunmanın en kadim yollarından biri olduğunun kanıtıdır.
Ancak itiraf etmeliyim ki, kitabı okumak benim için kolay olmadı. Hikayeler çok uzundu ve bazı bölümlerde okurken tempoyu kaybettim, sıkıldım hatta anlam veremediğim, gereksiz bulduğum kısımlar oldu. Yazarın çok severek okuduğum, Puslu Kıtalar Atlası isimli kitabında hissettiğim büyü, burada aynı şekilde beni içine çekemedi. Dil hala zengin ve özenli, ama uzun ve detaylı anlatımlar, okuma deneyimimi zaman zaman ağırlaştırdı.
Bugün dünya hala savaşlarla, acılarla, kayıplarla dolu. Ama belki de yaşamak, bu karanlık tablonun içinde birbirimize hikaye anlatabilmekte saklıdır. Çünkü “unutmak ölmek, hatırlamak yaşamak” demektir.