·312 syf.····Okunma: 18 Mart 2018 16:05 Tarihseverler toplaşın bakalım, Talat Paşa ve Ermeni meselesine dair önemli şeyler konuşacağız :) Hepimizin bildiği gibi tarihi konular, hele ki bizim tarihimiz söz konusu ise, her zaman çetrefilli konular olmuştur. Kiminin ak dediğine kimi kara demiş; bazısı objektif davranmaya çalışırken bazısı da subjektifliğin doruklarına çıkmıştır. Konu ne olursa olsun her daim objektif olmayı şiar edinerek esere dair zihnimdeki düşünceleri taze taze aktarmak isterim kitabı okumayı düşünenlere.
Öncelikle eserin TRT tarafından 1986 yılında on bölüm halinde bir dizisi ve 2005 yılında ise sinema filmi yapıldığını belirtmek istiyorum. Ben diziyi ve filmi izleme fırsatı bulamadım henüz, o yüzden bunlar hakkında herhangi bir yorum yapamıyorum. Esere gelecek olursak Osmanlı sadrazamlarından Talat Paşa'nın, bir Ermeni tarafından öldürülmesiyle birlikte katilin yargılanması için oluşturulan mahkemede Ermeni tehciri meselesinin tartışılmasını konu edinmektedir. Zira Ermeni tehciri sırasında sadrazamlık yapan Talat Paşa 15 Mart 1921'de Berlin Charlottenburg Caddesi'nde, Sogomon Tehleryan tarafından vurularak öldürülmüştür. Oluşturulan mahkemede ise aslında yargılanması gereken Tehleryan iken Türkiye'nin yargılandığı bir tablo ortaya çıkmıştır. Zira Talat Paşa gibi tehciri hazırlayan diğer insanları da cezalandırmak üzere operasyonları düzenleyen Şahan Natali'nin, Sogomon Tehleryan'a şunları söylemesi bunu kanıtlayan ifadelerdir:
''Talat'a ateş edip kafatasını parçalayacaksın. Vurduktan sonra kaçmayacak, ayağın ile cesedinin üzerine basacak ve polisin gelip seni almasını bekleyeceksin. Bu sayede Ermeniler'in yaşadığı büyük trajediyi bütün dünya öğrenmiş olacak.''
Olay tek bir anlatıcı üzerinden ilerlemeyip olaya müdahil olan farklı farklı karakterlerin ağzından anlatılmıştır. Talat Paşa'nın anlatımıyla başlayan eser, Turgut Bleda, Bahattin Şakir, Bogos Nubar Paşa gibi pek çok ismin kendi pencerelerinden gördüklerini anlatmasıyla devam eder. Son kısımda ise anlatıcı olarak Yazar yer alır ve okuyucuyu bir sürprizle karşılar. Eserde anlatılan olayları iyi analiz edebilmek adına Talat Paşa'dan genel olarak bahsetmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira tehcir meselesi Batılı devletlerin her fırsatta sığındıkları bir konudur ve milletimize mensup her bireyin bu iddialara sessiz kalmamak adına bu konuda donanımlı olması gerekir.
Talat Paşa genç yaşlarında iken eniştesinin vesilesi ile Jön Türk fikrinden haberdar olmuş ve ilerleyen zamanlarda da muhalefet hareketlerine katılmıştır. Bu durumdan haberdar olan hükümet tarafından tutuklanarak üç yıl hapis hayatı yaşamış ve ardından çıkan af ile birlikte Selanik'e sürgüne gönderilmiştir. Bu dönemde Makedonya Risorta Mason Locası'na da dahil olmuştur. 1906 yılında İsmail Canbolat ve Mithat Şükrü Bleda ile birlikte ismi daha sonradan 'Osmanlı Hürriyet Cemiyeti' olarak değiştirilen 'Hilal' isimli cemiyeti kurarak pek çok üye toplamıştır. Zamanla ismi farklı şekillere evrilen cemiyet, 1908 ihtilali sonrasında 'Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti' olarak tanınmaya başlamıştır.
1908 İhtilali sonrası İttihatçıların yönetime sahip olduğu süre boyunca (1908-1918) Talat Paşa siyasi zeminde pek çok görevde yer almıştır. I. Dünya Savaşı'na girilip girilmemesi konusunda da girilmesi gerektiğini savunmuş; 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu'nun çıkarılması ve uygulanmasında etkin bir konuma sahip olmuştur. Hatta Dünya Savaşı'na dahil olma noktasında dönemin sadrazamı Said Halim Paşa ile fikir ayrılığına düşmüşler ve İttihatçıların da baskısıyla Halim Paşa istifa etmiştir. Yerine ise sadrazam olarak Talat Paşa geçirilmiştir. Sultan Reşad'ın ölümüyle beraber sadrazamlıktan istifa eden Talat Paşa, Mehmed Vahideddin tarafından tekrar sadrazamlığa getirilmiştir. Tekrar istifa eden Talat Paşa, 1918 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni de fesh ederek cemiyetin liderleriyle birlikte ülkeyi terk etmiş ve Berlin'e gitmiştir. Berlin'de ise Ermeni asıllı Sogomon Tehleryan tarafından katledilmiştir.
Ermeni meselesine gelecek olursak, bu konu pek çok ülkenin istismarına maruz kalmış bir alandır. Vurun abalıya misali her fırsatta ortaya saçılmıştır. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti bünyesinde farklı pek çok etnik unsur yaşamıştır. Ermeniler de bu unsurlardan sadece biridir. Tarihin farklı dönemlerinde bu etnik unsurlar Batılı devletlerin bitmek tükenmek bilmeyen kışkırtmaları sonucu Osmanlı'ya karşı muhalif hareketlere kalkışmışlardır. Bağımsızlık hevesleri uğruna Osmanlı'ya karşı Batılı devletlerin yanında yer almışlardır kimi zaman. Mesela 1828-29 savaşında Rusların Doğu Anadolu'yu işgal etmelerine karşılık burada yaşayan Ermenilerin bir kısmı Rusların yanında yer almıştır. Daha savaş meydana gelmeden ve tehcirden yıllar önce sınırda yaşayan Ermenilere güvenilmediği ve Ermenilerin iç kısımlara nakledilerek yerlerine Türk aşiretlerinin yerleştirilmesi gerektiği hükümete bildirilmiştir. Sonraki yıllarda da Ermeniler çeteler kurarak pek çok insanı katletmiş, pek çok insana eziyet etmiş; II. Abdülhamid döneminde ise isyanlar çıkararak padişaha bombalı bir suikast düzenlemişlerdir.
Bir soykırım olarak yansıtılan tehcir olayı aslında devletin her fırsatta sorun çıkaran Ermenileri, savaş döneminde aksi bir durumla karşılaşmamak adına dönemin şartları gereği elden geldiğince güvenli bir şekilde başka bir yere nakletmesi durumudur. Bu nakil esnasında gerekli ihtimam gösterilerek kadın, çocuk, hasta ve yaşlıların ulaşımı demiryolu ile sağlanmıştır. Eserde de mahkeme sırasında Ermeni soykırımına dair ortaya atılan iddiaların nasıl çürütüldüğünü okuyup görebilirsiniz.
Eserde yer alan bir karakter dışında bütün karakterlerin gerçek olması ve herkesin kendi yaşadıklarını anlatması eseri akıcı kılan bir unsur. Bunun yanı sıra eserde Talat Paşa'nın biraz göklere çıkarıldığını düşünüyorum. Zira İttihat ve Terakki'nin devlete verdiği zarar herkesçe malumdur. Yine de mühim bir konuyu bu denli akıcı bir üslupla ve pek çok tarihi realiteye sadık kalarak anlatması açısından okunmaya değer, kaliteli bir eser.