Nolite Te Bastardes Carborundorum
Puan vermedi·384 syf.··
2025 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2025 00:00
Margaret Atwood 1984 yılının ilkbaharında, başta Damızlık Kızın Öyküsü adlandırmadığı bir roman yazmaya başlar. El yazısıyla, çoğunlukla sarı not defterlerine yazıp sonrasında Almanca klavyeli, kiralık, devasa bir manuel daktiloyla neredeyse okunmaz haldeki karalamalarımı temize çeker. Klavye Almancadır; çünkü etrafı hâlâ Berlin Duvarı ile çevrili Batı Berlin’de yaşıyordur. Sovyetler Birliği hâlâ dimdik ayaktadır ve gelecek beş yıl daha parçalanacak gibi görünmüyordur. Demirperde’nin (Çekoslovakya ve Doğu Almanya) ardındaki pek çok ülkeye yaptığı ziyaretler sırasında, ihtiyatlı olmayı, gözetlenme hissini, sessizlikleri, insanların ima yoluyla bilgi aktarmaya çalışmalarını deneyimler ve tüm bunlar yazdıklarını etkiler. Margaret Atwood 1939 yılında dünyaya gelip kendilik algısını İkinci Dünya Savaşı sürerken kazandığından, kurulu düzenlerin bir gecede yerle bir olabileceğini biliyordur. Değişim, bir şimşek kadar hızlı olabilir, çünkü. “Burada olmaz” söylemine güvenmemek gerekir, bu yüzden. Margaret Atwood lise yıllarına tekabül eden 50’li yıllardan bu yana, kapsamlı bir şekilde bilimkurgu romanları, spekülatif kurgular, ütopyalar ve distopyalar okumuş, fakat hiç böyle bir kitap yazmamıştır. Altından kalkabilecek miyim? sorusu kafasını sürekli kurcalar. Bu biçim, aralarda vaaz verme eğilimi, alegoriye sapma, inandırıcılıktan yoksunluk gibi gizli tuzaklarla bezelidir. Hayalî bir bahçe yaratacaksa da, o bahçedeki kurbağaların gerçekçi olmasını istiyordur. Kurallarından biri, James Joyce‘un “kâbus” olarak nitelendirdiği tarih sahnesinde meydana gelmemiş herhangi bir olaya ya da henüz keşfedilmemiş herhangi bir teknolojiye kitabında yer vermemektir. Hayal ürünü cihazlar, hayal ürünü kanunlar ve hayal ürünü zulümler olmayacaktır. 1984 yılında, kitabın ana fikri ona bile son derece cüretkâr gelmiştir. Okurları, Birleşik Devletler’in ülkeyi bir zamanların liberal demokrasisinden yoksun, teokratik bir diktatörlüğe dönüştüren bir askeri darbeye maruz kaldığına inandırabilecek midir? Kitapta, anayasa ve meclis yoktur. Gilead Cumhuriyeti, bildiğimizi sandığımız günümüz Amerika’sının zeminini oluşturan on yedinci yüzyıl Protestanlığı temelleri üzerine kuruludur. Hikâyede insan nüfusu çevre kirliliği yüzünden azalır. Hayatta kalabilen bebeklere sahip olabilmek bir ayrıcalıktır, artık. Totaliter rejimlerde ya da katı bir hiyerarşiye dayanan toplumlarda, iktidardaki sınıf değerli şeyleri tekeline alır ve rejimin elitleri kendilerine doğurgan “Damızlık Kızlar” bulmak zorunda kalır. Bu durumun İncil’deki örneği, Rahel ve Lea isimli iki karısı ve onların iki hizmetçisi ile Yakup’un hikâyesidir. Bir adam, dört kadın, on iki oğul. Fakat hizmetçiler oğullar üzerinde hak iddia edemezler. Onlar, saygıdeğer eşlere aittir. Ve böylece olaylar gelişmeye başlar. Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü’nü yazmaya başladığımda kitabın ismi, aynı zamanda başkarakterin ismi olan Offred’dir. Bu isim bir erkek ismi olan “Fred” ile İngilizcede aitlik belirten “of” ekinden oluşuyordu. Yani, Fransızcadaki “de” ya da Almancadaki “von” yahut Williamson gibi İngiliz soyisimlerinde kullanılan “son” eki gibi. Bu ismin içinde bir başka olasılık da gizli: Dini bir kurbanı ya da kurban edilmek üzere sunulmuş bir mağduru belirten “offered” (sunulmuş / teklif edilmiş) kelimesi… Atwood’a en çok sorulan “Başkarakterin ismini neden hiç öğrenemiyoruz” sorusudur. Yazar, “Çünkü, tarih boyunca pek çok kişi ismini değiştirmiş ya da birdenbire ortadan kaybolmuştur” diye cevap verir onlara. Bu hikâyede https://1000kitap.com/kitap/kadinin-adi-yok--162317‘tur; erkek egemen bir toplumun belirlediği sınırlar içinde kadınların nesneleştirilip değersizleştirilmeleri yüzünden… Her ne kadar The Handmaid's Tale dizisine istinaden, Offred’in gerçek isminin June olduğu sanılsa da… Yüzyıllar boyunca kadın, Simone de Beauvoir'ın Kadın - İkinci Cins 1 kitabından alıntılandığı gibi kabul görmekteydi: “Kadın, erkek neye karar verirse odur; bu yüzden de ona, erkeğe özellikle cinsel yanı ağır basan bir varlık gibi gözüktüğünü belirtmek üzere ‘dişi’ sıfatı verilir: erkek için kadın tepeden tırnağa cinselliktir, erkek için öyle olduğuna göre de, bu onun mutlak değeridir. O, kendine göre değil, erkeğe göre belirlenip ayrılmaktadır; özsel (temel) varlığın karşısındaki özsel olmayan varlıktır. Erkek Özne’dir, Mutlak Varlık’tır; kadınsa Öteki Cins’tir.” (s.14) Kadının birey olarak toplumda yer edinmesi birinci ve ikinci dalga feministlerin katkılarıyla gerçekleşmiştir. Gilead kadınlarının giydiği iffet giysileri, Batı’nın dini ikonografisinden esinlenmiştir. Eşler, Bakire Meryem’in içinde resmedildiği ve saflığı temsil eden mavi renk giysiler giyer. Damızlık Kızlar, doğum kanına atfedilen, aynı zamanda Magdalalı (Mecdelli) Meryem’i temsil eden kırmızı renk giysiler içindedir. resmim.net/i/1.XFRRfD Doğurganlığı devam eden ve damızlık olarak kullanılan kadınlar kırmızı renkle adeta damgalanmışlardır. Kırmızı ayakkabı, kırmızı eldiven taşımak zorundalardır, yüzlerinin yanlarındaki kanatlar hariç üzerlerinde bulunan her şey kırmızıdır. Damızlık kızları belirleyen kan rengidir. Ayak bileklerine kadar uzun ve bol elbiseleri göğüslerini çevreleyen geniş bir bağ ile toplanmaktadır. Yanaklarının kenarlarındaki kanatlar ise emir gereği başkalarını görmelerini ve başkaları tarafından görülmelerini engellemek için bulunmaktadır. Bu ülkede şemsiyeler bile belirli renklerde olmak zorundadır; komutan siyah, komutanın eşi mavi, damızlık kız da elbette kırmızı şemsiye taşımak zorundadır. Ayrıca, kırmızı renk, kaçmaya teşebbüs edenlerin hemen fark edilmesine sebep olur. Gilead Cumhuriyeti’nde Marthalar ise yeşil elbise giymek zorundadır. Elbise biçim, uzunluk ve gizleme açısından damızlık kızlarınkine benzemekte fakat bir de önlük takmak zorundadırlar. Damızlık kızlar gibi beyaz kanatları ve peçeleri yoktur. Peçeyi dışarı çıkarken takarlar ama kimse bir Martha’nın yüzünün görülmesine aldırmaz zira Marthalar sadece evin işlerinden ve mutfakta sorumludurlar. Orta sınıfa mensup erkeklerin eşlerine de Ekonokadınlar denir ve bunlar çizgili giysiler giyerler. Pek çok totaliter rejim insanları etiketlemek ve kontrol altında tutmak için mecbur kıldığı ya da yasakladığı kıyafetleri kullanmıştır. Bu durum, ayrıca heretiklerin (nam-ı diğer zındıkların) ortaya çıkmasını son derece kolaylaştırır. Atwood, romanı "spekülatif kurgu" olarak tasarladı; yani günümüzdeki teknolojik gelişmelere rağmen gerçekleşebilecek bir geleceği hayal eden bir eser olarak. Başka bir deyişle, "Bilim kurguda canavarlar ve uzay gemileri vardır; spekülatif kurgu ise gerçekten gerçekleşebilir." dedi. Yazar özellikle 1980'lerin başındaki toplumsal ve politik olaylardan esinlenmiştir. Pek çok farklı olay ve kavram Damızlık Kızın Öyküsü’nun kurgusunu besledi. Toplu idamlar, toplumun refahını tehdit eden maddelerin tüketimini yasaklayan kanunlar, yakılan kitaplar, Nazi Koruma timlerinin Lebensborn projesi, Arjantinli generallerin çocuk kaçırmaları, kölelik tarihi, Amerikan çok eşliliğinin tarihi… Liste uzun. Margaret Atwood defalarca "Kitaptaki her şeyin gerçek hayatta bir emsali var. Bir yerlerde birinin daha önce yapmadığı hiçbir şeyi kitaba koymamaya karar verdim." şeklinde beyanatta bulunmuştur. Kitabın yayınlanmasından bu yana, Damızlık Kızın Öyküsü'nün en çok alıntılanan cümlesi, muhtemelen Offred'in hizmetçi selefi tarafından odasının dolabının duvarına kazınmış olan şu cümle oldu: Nolite te bastardes carborundorum. (Piçlerin seni ezmesine izin verme). Bu uyarı sloganı, zamanla öyle bir feminist savaş çığlığı haline geldi ki, birçok kadın bu cümleyi vücuduna dövme olarak yazdırdı. resmim.net/i/2.XFtSun Margaret Atwood’un okurlarına sunduğu edebî bir biçim de var: Tanıklık edebiyatı. Offred kendi hikâyesini, bir gün onu okuyup anlayacak ve paylaşacak özgürlüğe sahip birinin keşfedeceğine güvenerek, yapabildiği en iyi şekilde kayıt altına alıp saklıyor. Bu, umut taşıyan bir eylem. Yazılmış tüm hikâyeler, gelecekteki okuruna gebedir. Robinson Crusoe günlük tutar. Büyük Londra Yangını’nı kayıt altına alan Samuel Pepys de. Aniden kesilen anlatılarına rağmen Kara Veba süresince günlük tutan pek çok kişi, Ruanda Katliamı’nı ve tüm dünyanın bu zalimliğe sırtını dönmesini kaydeden Romeo Daillaire, gizli günlüğüne tarihi akıtan Anne Frank gibi... Margaret Atwood’a göre, Offred’in günlüğünü okuyan iki farklı okuyucu kitlesi var. Biri, kitabın sonunda, gelecekte akademik bir konferansta okuma özgürlüğü olsa da her zaman beklendiği kadar empati kuramayan okur, diğeri ise herhangi bir zamanda kitabı okuyan bireysel okur. İkincisi, “gerçek” okurdur. Her yazarın yazarken hitap ettiği “Sevgili Okur”dur. Pek çok “Sevgili Okur”, sırası geldiğinde yazar olacaktır. "Biz yazarların da başlangıç noktası budur: Okumak. Bir kitabın bize seslenen sesini duyduk."
Kitap Simyacıları
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
··
3.179 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Toplantıda görüşmek üzere, saat 22.00de 🫶🏻