Engin Geçtan ; İnsan Olmak kitabıyla hayatıma girmiş bir psikiyatrist/yazar. Öncelikle okumayanlar için o kitabını öneririm. Hala yoluma ışık tutan, başucu kitaplarımdan biri.
Hayat adlı bu kitabını ise psikiyatrist kimliğinden çok bir gözlemci ve düşünür rolüyle yazmış. Kitap, yazarın hayata bakış açısını yansıtan, farklı konulardan oluşan denemelerden oluşuyor. Bir anlatıya veya akışa bağlı kalmadan yazdığı için kurgusal bir akış ya da temel bir mantık çevresinde yazılan kitapları severlere pek hitap etmeyecektir. Fakat okurken tek bir çizgiyi takip etmektense parçalı ama zengin bir yolculuğu tatmak isteyenler bence kesinlikle şans vermeli.
Kitap zaman zaman -özellikle başlangıç bölümlerinde- akademik diyebileceğim bir dil üzerinden ilerlese de çoğunlukla samimi bir dille yazılmış. Yazılan her konu bana hitap etmedi açıkcası; tarih ve siyasete yönelik düşüncelerini paylaştığı kısımlarda biraz sıkıldım diyebilirim. (Buralar da çok sade ve temellendirerek anlatılmış ama konu başlıkları olarak ilgimi çeken alanlar değiller.)
Deneme formatında olması sebebiyle bölümler arasında geçişler ani olsa da zihninizi serbest bırakıp yazara eşlik ederseniz bu okuma yolculuğunun keyfine varabilirsiniz. Yaşam/ölüm, ilişkiler, yalnızlık ve aidiyet, zaman vs birçok konu başlığına dair güzel düşünceler okudum. Engin hoca psikoloji bilgisini gündelik yaşamın içinden örnekler harmanlayarak sunmuş bize. Bizi kısaca 'hayat'ı nasıl yaşadığımıza dair dönüp bakmaya mecbur bırakıyor.
Çoğu psikoloji kitabını 'başkalarını' düşünerek okuyoruz bence. Anlatılanlar hep başkasının hikayesi, sorunlar hep başkasına ait gibi. Kendimizi o pencerenin dışında tuttuğumuz bu okuma yolculuğuna Jung'un deyimiyle 'gölgemiz' kesinlikle gülüyordur. Dönüp kendimize bakarak, üzse de gölgemizle yüzleşerek okuma yapmamızı daha faydalı buluyorum. Ben öyle yapmaya çalıştım. Özellikle okurken rahatsız olduğum kısımlarda durup 'neden rahatsız oluyorum?' sorusunu irdelemeye çalıştım. Kendini yargılayan bir bakışla değil, anlamaya çalışan bir bakışla baktığınızda gölgeniz de size gülümsüyor.
Son olarak bu kitap bir 'reçete' değil. Hayata dair sorunlarınızı nasıl çözeceğinize odaklanmıyor, farkındalık yaratıyor. Zaten bir kitaptan sorunlarımızı çözmesini bekleyemeyiz, bu kitap bir psikiyatrın elinden çıkmış olsa da. Sorulara ışık tutması mühim olan, yolculuğun içinde kendimiz buluyoruz bence cevapları.
Engin hocanın kitap kapanışındaki vedasını da buraya bırakıyorum. Okumak isteyenler için ne okuyacaklarına dair bir izlenim olabilir. (Benim için de geriye dönüp okuduğumda bir not olacak. Hayat basit ve yalın. Karmaşıklaştırma. )
"Bana göre, hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler. Düş gücü ve tutkuları engellenmişler için ise hayat, çocukken oynadığımız oyunların büyüyünce izin verilmeyen oyunsuzluğu. Bence hayat, burada saydıklarımla ve saymadıklarımla, tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacını duyuyoruz; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla. Bunlar benim görüşlerimdi, başkalarının her zaman söyleyecek farklı şeyleri olacak."
Kitabın sonunda Kızılderili bir şefin, (kendisine halkının topraklarını satması teklif edilince yaptığı) konuşması var. Bu kısım beni çok etkiledi. Özellikle Engin hocanın sorunlarımızın temelinde doğadan kopuş olduğunu anlattığı yerlerle birleştirince. Bu kısımdan sonra kitabı kapatınca normalde geleneğim olmayan bir şey yaptım ve kitabın arkasındaki boş sayfaya o anki düşüncelerimi yazdım. Sanırım bir kitabın bize verebileceği en güzel deneyimlerden birini yaşadım. Teşekkürler Engin Geçtan!
--Arka sayfa notum;
Doğadan bu kadar kopuk yaşadığımız için köksüz hissediyoruz. Köklerimizi kendi ellerimizle söktük topraktan. Şimdi savrulduğumuz rüzgarlarda toprak şefkati arasak da artık topraktan çok uzağız. Ölürken bile, gömüldüğümüzde bile çok uzağız. Doğadan kopmamızın bedelini yalnızlıkla ödüyoruz. Yeşermeyeceğimiz sahte topraklarda sahte çiçekler açarak zavallı ruhumuzu ikna etmeye çabalıyoruz. Beyaz adam son Kızılderili öldüğünde topraktan ve özgürlükten mahrum kaldı.
Keyifli okumalar.