'cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir' demiş dostoyevski. iyi demiş. hastane olsa kan değerleri sorulur, hapishane olsa kalan ceza, kışla olsa şafak sorulur. burada ne sorulur, ne konuşulur? penceresi demir kafeslerle örtülü koğuşumuza, batmış olan güneşin gecesi vuruyor... denizliğin üzerinde yığılmış sinek ve arı cesetleri... arı denen küçük kuşlara camların önünü mezarlık yapan şey memleket hasretidir! memleket budur! delirten de memleketsizliktir! deliler... kirli paslı duvarların arasında nefes alan bu canlar, birbirlerini görmez bir halde, kendi başlarına korkmakla meşguller. ölümden daha çok hayattan korkuyorlar. kimisi bağırıyor, kimisi konuşuyor, kimisi susuyor, kimisi titriyor... ama kendilerine, kendileriyle ve kendi başlarına... ayrı öyküler, ayrı cevapsız sorularla kaderi buraya isabet etmiş bu nefeslere, cehennemi boşuna tarif etmeyin. zaten içindeler. kalabalık yalnızlığı bilirler. hikâyelerde boğulmayı bilirler. korku nedir bilirler. cinnet nedir bilirler.
ölümden daha çok hayattan korkuyorlar.