Fyodor Dostoyevski ’nin Beyaz Geceler kitabı, beş öyküden oluşan kısa ama yoğun bir eser. Ancak benim okuma deneyimim bu yoğunluktan çok, sıkıcılık ve aşırı romantizm hissi üzerine kuruldu. Buradaki romantizmden kastım aslında gerçekçi bulmamam; karakterlerin duygularını ve olayların gidişatını inandırıcı hissetmedim.
İlk öykü olan “Beyaz Geceler”, sevilmeye muhtaç, hayalperest bir gencin aşka dair kısa ama etkili bir anısını anlatıyor. Kitapta en akıcı bulduğum öykü buydu. Buna rağmen, duygusal yoğunluğun abartılı olduğunu düşündüm.
İkinci öykü olan “Başkasının Karısı” ise daha farklı bir kurguya sahip. Adam, karısının kendisini aldattığını düşünerek pusu kurar ve şüphelendiği kişiyi takip eder. Ancak yanlış bir eve girerek yatağın altına saklanmak zorunda kalır ve burada aslında başka biriyle karşılaşır. Hikâye de bu absürt durum üzerinden ilerler.
Kalan üç öyküyü detaylandırmak istemiyorum; okuma deneyimini diğer okuyuculara bırakmak daha doğru olur. Fakat şunu söyleyebilirim: Bu üç öykü de ilgimi çekmedi ve okuma sürecim keyifli değildi.
Genel anlamda kitap beni cezbetmedi. Fyodor Dostoyevski ’ye ilk kez başlayacaklar için bu eser doğru bir seçim olmayabilir. Çünkü sanılanın aksine Dostoyevski’nin hacimli romanları –örneğin Suç ve Ceza ya da Karamazov Kardeşler – okuması göz korkutucu görünse de aslında bu kısa öyküden daha sürükleyici olabilir. Benim için Beyaz Geceler ’i bitirmek, sırf bitirmiş olmak için okuma çabasına dönüştü.
Sonuç olarak: Kitap kısa, ama aynı oranda yorucu geldi. Dostoyevski’yle tanışmak isteyenler için uygun bir başlangıç eseri değil, benim fikrim böyle en azından :)