Evet bu kitapla birlikte artık bir şey kesinleşmiş oldu: Ben Victoria Schwab (V.E. Schwab) kitaplarını gerçekten ama gerçekten çoook se-vi-yo-rum. Önce Vahşi , sonra Addie Larue’nün Görünmez Hayatı ve Şimdi de Sihrin En Koyu Tonu Hepsi benden tam puan aldı ve hatta verebilsem daha fazlasını da verirdim o derece.
Şimdi size bu kitaptan ve hikayesinde ne anlatıldığından biraz bahsedeyim :
Ana karakterimiz Kell, nesli tükenmekte olan ve şu an o dahil geriye sadece iki kişi kalmış Antari soyundan gelen bir büyücü. Diğeri ise Holland ama onu size daha sonra tanıtacağım. Kell sihrin ve tabii ki de büyücülerin olduğu bir dünyada yaşıyor ama onların evreninde diğerlerinin üzerine inşaa edilmiş birbirinden her şekilde farklı olan tamı tamına 4 tane boyut bulunmakta. Bunlar büyüsü olmayan Gri Londra, Kell'in yaşadığı ve sihirle dolup taşan Kırmızı Londra, taht savaşlarının her birkaç yılda bir düzenli olarak gerçekleştiği ve sihre hükmetme düşüncesine takmış Beyaz Londra ve son olarak sihri fazla kaçırıp onun yüzünden yok olan Siyah Londra. Tabii bunlar Kell'in deyimi yoksa normalde sadece Siyah Londra için bir renk var. Vee çoklu Londra fikri kafanızı karıştırdıysa eğer buna kitaptaki şu alıntıyla çare bulalım:
“Dört dünya var,” dedi Kell. “Bunları aynı temele inşa edilmiş farklı evler gibi düşün. Coğrafyaları; bu ada ülkesindeki bu nehrin üzerinde yer alan bu şehrin bir başka versiyonunun olması ve her birinde o şehre Londra denmesi dışında ortak noktaları az.”
Yani dört dünyada da aynı nehrin üzerine kurulu dört adet ülke var ve bu dört ülkenin başkentinin adı Londra. Ama ülkelerin yüz ölçümlerinden tutun da adlarına kadar diğer herşeyleri farklı. Hatta ülke adlarını da vereyim: Gri Londra - Büyük Britanya, Kırmızı Londra - Arnes ve Beyaz Londra - Makt, Siyah Londra'yı ise bilmiyoruz maalesef.
Ayrıca hikaye boyunca