Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk edebiyatında hiciv ve toplumsal eleştirileriyle tanınmış bir yazardır. Daha çok Hakka Sığındık, Gulyabani, Efsuncu Baba ve Cadı gibi eserleriyle bilinse de, Şıpsevdi romanı bu kitaplarla benzer temalar taşımasına rağmen daha ayrıntılı ve daha doyurucu bir yapıdadır. Başta hacimli oluşu okuru korkutsa da sürükleyici kurgusu sayesinde kısa sürede okunabilmektedir. Ben de yoğunluğuma rağmen romanı bir gün gibi kısa bir sürede bitirebildim. Türk edebiyatı klasiklerini düzenli olarak okuyanlar için başlangıçta ağır gelen betimlemeler, bir süre sonra zevk veren, doyurucu bir üsluba dönüşmektedir. Romanın ana karakteri öksüz kalan ve amcası tarafından Paris’e gönderilen Meftun Bey’dir. Orada gerçek bir eğitim almak yerine daha çok lüks ve Batılı bir hayat sürmüş, fakat öğrenim açısından kendini geliştirmemiştir. Amcasının vefatıyla birlikte köşke dönüp aile reisi rolünü üstlenir. Bu noktada yazar, Meftun’un Paris’ten döndükten sonraki tavırlarıyla yanlış Batılılaşma değil, daha çok Batılılaşma hakkındaki yanlış düşüncelerin topluma verdiği zararı vurgulamaktadır. Başlangıçta isminin çağrıştırdığı gibi Meftun’un sürekli birilerine âşık olduğunu, hevesle birinden diğerine koştuğunu düşünsem de romanın asıl meselesi farklıdır. Kardeşleri üzerinden sevginin, aldanmanın ve yanlış yorumlanan duyguların insanı nasıl hatalara sürüklediği anlatılır. Bu yanlış yönelimler, bireyin ve ailenin sonunu hazırlayan bir felakete dönüşebilmektedir. Hüseyin Rahmi burada yalnızca bireysel zaafları değil, aynı zamanda aile kurumunun önemini de hatırlatmaktadır. İnsanların kendi hevesleriyle her şeyin üstünde olmadığını, aksine aile bağlarının, sorumlulukların ve ölçülü düşünmenin gerekli olduğunu güçlü bir şekilde dile getirmiştir. Ben romanı beğendim; hem anlatımı hem de verdiği mesajlarla bana keyifli bir okuma sundu. Zaten Türk edebiyatı klasiklerini okumayı sevdiğim için Şıpsevdi de benim için doyurucu bir eser oldu.
#NeOkuyoruz
Hüseyin Rahmi GürpınarŞıpsevdi