·391 syf.····Okunma: 19 Eylül 2025 22:44 Frederick Clegg – romanın baş karakteri, namıdiğer Koleksiyoncu – alt tabakadan gelen, daha sonra oynadığı kumar sayesinde zenginleşen bir devlet memurudur. İçine kapanık biridir ve en büyük hobisi kelebek koleksiyonu yapmaktır. Güzelliğe zaafı vardır. Bu yüzden karşılaştığı en güzel kız olan Miranda Grey’e karşı içinde bazı hisler uyanır. Ama bu hisleri aşk olarak tanımlar ve kızın asla onu kabul etmeyeceğini düşündüğü için onu şehirden uzaktaki ıssız bir evin mahzenine kilitleyerek kendine aşık etmeyi ve bir ömür boyu mutlu yaşamayı düşler.
Miranda ise onun sevgisinin gerçek olmadığını bilir. Aynı zamanda Caliban’ın (ona bu ismi takmıştı) asıl isteğinin ne olduğunu anlamakta güçlük çeker. Karanlık mahzende yalnız kaldığında resim yapmaya devam eder, sanatla ilgili dergiler okur ve ona gerçek sanatın anlamını öğreten George Paston hakkında hayaller kurar. Babası yaşında olan bu sanatçıya karşı platonik bir sevgi beslemektedir, ama bunu sadece mahzende kaldığında kendine itiraf edebilmiştir.
Romanın sonu beni duygulandırırken, Miranda’ya aşk duyduğunu iddia eden Frederick pek de üzülmemişti. Hastalıktan ölen Miranda’yı mahzende bırakıp keyif çayını içmek için üst kata çıkması beni çok şaşırttı ve aslında onun sevgiden bir nebze bile olsun yoksun olduğunu anladım. İlk başta hayatın anlamı kalmadığı için onunla birlikte intihar etmeyi düşünse de sabah uyanıp fikrini değiştirir. Miranda’yı arka bahçeye gömdükten sonra ise karşılaştığı yeni kurbanı – tezgahtar kızı – hedef alması, onun gerçekten de bir koleksiyoncu olduğunu; tek önem verdiği şeyin güzellik olduğunu; eğer bu güzellik onun olmayacaksa ölüsüne bile razı olacak bir narsist olduğunu apaçık göstermektedir.
Nasıl olur da sevdiğini iddia ettiğin birini umarsızca gömer ve başka bir kıza da aynı işkenceyi çektirmeyi düşünebilirsin ki? Bu, tam bir psikopatın, narsistin, yalnızca kendi hislerini düşünen bir bencilin yapabileceği bir harekettir.