Açıkçası bu kitabı seçmemin sebebi biraz kendime kızmamdan kaynaklıydı. Hep yapmam gereken işleri ertelediğim, başladığım şeyleri yarım bıraktığım zamanlarda “bu irade meselesi bende ciddi sıkıntı” diye düşündüm. İşte tam da o noktada İrade Terbiyesi karşıma çıktı.
Beklentim de şuydu: bana sihirli bir reçete versin, bir sabah kalkayım ve artık hiçbir şeyi ertelemeyen, kararlı, disiplinli biri olayım . Ama tabii okudukça anladım ki mesele öyle bir anda değişmek değil; küçük küçük, günlük pratiklerle kendini inşa etmek.
Kitap aslında tam anlamıyla bir kişisel gelişim – felsefe karışımı diyebilirim. Yani bugünkü popüler “10 adımda başarı” tarzı yüzeysel kitaplardan değil; daha derin, insanın iç dünyasına dokunan bir rehber gibi.
Genel havası ise biraz ciddi ama aynı zamanda samimi. Payot insanın zaaflarını yüzüne vuruyor ama bunu yargılayarak değil, daha çok “bak sen de bu hataları yapıyorsun, gel birlikte toparlanalım” der gibi bir üslupla yapıyor. Okurken bazen kendini yakalanmış hissediyorsun, çünkü anlattıkları birebir günlük hayatımıza dokunuyor: ertelemeler, dikkatin dağılması, bahaneler…
Ama işin güzel yanı şu: o sertlik arasında umut da var. “İrade değişmez değil, geliştirilebilir” mesajı aslında kitabın havasını motive edici ve güven verici bir noktaya taşıyor.
Bana göre kitabın ana teması şu: insanın en büyük düşmanı kendi iradesizliği. Yani dış koşullardan çok, içimizdeki tembellik, dağınıklık, arzulara kapılma hali bizi geriye çekiyor.
Payot, iradeyi bir kas gibi görüyor: çalıştırırsan güçleniyor, boş bırakırsan zayıflıyor. Bu yüzden kitabın konusu, iradenin nasıl terbiye edileceği üzerine kurulu. Önce bizi zorlayan engelleri anlatıyor: tembellik, hedefsizlik, kontrolsüz arzular, kötü çevre ve bahaneler. Sonra da bu engellerle başa çıkmak için küçük ama