Öncelikle şunu söylemeden geçmeyeyim: Bu kitabın ismi bile başlı başına edebi bir cümle. “Dans Etmeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir” ifadesi hem ritmik hem de anlamlı; içinde hem itiraz var hem de incelik. Dildeki bu denge, kitabın ruhunu da özetliyor aslında. Şimdi bakalım, bu kitabın dili, anlatımı, yapısı ve içeriği bize neler söylüyor?
“Devrim” deyince aklınıza sadece politik mücadele gelmesin. Emma Goldman için devrim; özgürlük, dans, aşk, isyan ve yaşamın ta kendisi. Bu kitap, bir anarşistin yalnızca dünyayı değil, yaşama dair her şeyi sorgulama cesaretinin metne dökülmüş hali gibi. Bazen bir aşk itirafı kadar yumuşak, bazen bir meydan okuma kadar sert. Ama hep içten, hep sahici. Emma Goldman bir anarşist olabilir, ama yazarken cümleleriyle de devrim yapıyor.
Kitap boyunca kullanılan dil, akademik olmaktan çok uzak; süslü değil ama etkileyici. Anlatım sade, ama sade olduğu kadar da tok. Yani bir cümleyi okuduğunuzda “Eh, bu da geçti” değil, “Dur bir dakika, ne dedi şimdi bu kadın?” diyorsunuz. İşte edebiyatta biz buna etki gücü deriz.
Kitap, çeviri bir eser olmasına rağmen (çevirmenine de buradan bir alkış gönderelim), Türkçesi oldukça akıcı. Yer yer bazı kavramlar kulağa yabancı gelse de bu, metnin ruhuyla örtüşen bir tercih gibi duruyor. Yani “özgürlük” ya da “birey” gibi kelimeler sıradanlaşmadan, taşıdıkları anlamı koruyarak yerini bulmuş.
Kitap, tek bir hikâye örgüsü etrafında dönmüyor. Deneme tarzında ilerliyor; bazen bir anı, bazen bir fikir, bazen de toplumsal bir eleştiriyle karşılaşıyoruz. Ama bu dağınıklık, aslında Emma Goldman’ın düşünsel özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı. Yani, “Her şeyin yeri belli olsun” gibi bir beklentiniz varsa, bu kitap biraz başınızı döndürebilir. Ama edebiyat öğretmeni kafasıyla düşününce, metin yapısındaki bu özgür dolaşım, yazarın anarşist duruşunu biçimsel olarak da pekiştiriyor. Bir bakıma anlatım, içeriğin aynası oluyor.
Bu kitabı elinize alıp sadece politik yazılar okuyacağınızı sanırsanız, yanılırsınız. Emma Goldman, devleti, dini, aileyi, eğitimi sorgularken; bir yandan da aşkı, dansı, arzuyu, yani hayatın kendisini sahipleniyor. Türkçe derslerinde “tema” kavramını işleriz ya hani; işte bu kitabın teması yalnızca “devrim” değil, aynı zamanda “yaşamak”. Ve yaşamak sadece çalışmak, üretmek, başkaldırmak değil; dans etmek, sevmek, gülmek de bu işin içinde.
Burada en çarpıcı olan şey, Goldman’ın feminizme bakışı. Bugün hâlâ tartışılan konulara, o yıllarda getirdiği yaklaşım zamanının çok ötesinde. Kendi bedenine, duygularına ve seçimlerine sahip çıkan bir kadın portresi çiziyor. Üstelik bunu didaktik bir dille değil; hayatın içinden örneklerle, sıcak bir anlatımla yapıyor.
Bir eğitimci olarak şöyle diyeyim: Lisede son sınıf öğrencilerine, özellikle de üniversiteye hazırlananlara okutulabilir. Hele ki edebiyat ya da felsefeyle ilgilenen bir öğrenciniz varsa, bu kitap onun için ufuk açıcı olabilir. Ama “kitap okumayı sevmem” diyen bir öğrenciye ilk kitap olarak verilirse, biraz zorlanabilir. Çünkü düşünsel yoğunluğu fazla. Ama sınıfta tartışma başlatmak için bir-iki bölüm okutulsa? Harika olur! Örneğin “özgürlük nedir?” sorusunu tartışacağınız bir derste, bu kitaptan yapılacak bir alıntı konuyu çok güzel açar.
Bu kitap sadece düşünce dünyamızı değil, dil duygumuzu da besliyor. Hele lise son ya da üniversite gençliği için ufuk açıcı bir kaynak olabilir. Anarşizm, feminizm, bireysel özgürlük, politik mücadele ve sanatın direnişle ilişkisine ilgi duyan herkese önerilebilir.
Emma Goldman’ın bu eseri bir duruş. “Hayat sadece kurallar ve mücadele değil; neşeyi, bedeni, ruhu da sahiplenmek lazım” diyen bir ses bu. Türkçe öğretmenlerinin gözünden bakarsak; anlatımı güçlü, dili etkileyici, yapısı serbest ama bilinçli, içeriği ise düşündürücü. Türkçesi oldukça akıcı; dili yalın ama derin. Her sayfada sizi sarsacak bir cümleyle karşılaşabilirsiniz. Öyle öğretici bir kitap değil; düşündüren, sorgulatan bir kitap.
Samimi bir dille toparlamak gerekirse: Dans Etmeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, hem kalbe hem de kafaya hitap eden bir kitap. Okuduktan sonra bir yandan düşünüyorsunuz, bir yandan da hafifçe ayaklarınız yerinden oynamaya başlıyor. Çünkü Emma bize diyor ki:
“Devrim sadece bağırmakla olmaz; bazen bir dans adımı da en büyük direniştir.”
En sevdiğim yanı mı? “Devrim” kelimesini duygusuz bir kavram olmaktan çıkarıp hayata karıştırması. Çünkü Emma’ya göre:
“Dans etmeyeceksek, bu bizim devrimimiz değildir.” Emma GoldmanDans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir
Okuyun. Düşünün. Sorgulayın.
Hatta belki biraz da dans edin.