Nermin Yıldırım’ı ilk kez Unutma Dersleri ile tanımıştım. O kitabın içindeki yalnızlık, hafıza ve hatırlama temaları beni öyle bir sarmıştı ki, ardından Dokunmadan’ı okuduğumda artık onun diline alışmış, sesini tanımış bir okur gibiydim. Yıldırım’ın karakterleri hep bir arayışta olur: geçmişin gölgesinde, bir şeyleri geride bırakmaya çalışırken aslında kendine yaklaşan insanlar… Bavula Sığmayan da bu çizginin devamı gibi, ama daha dingin, daha olgun bir sesle yazılmış.
Kitap, adından da anlaşılacağı gibi, sığamayan şeyler üzerine. Bir bavula, bir ilişkiye, bir hayata, bir şehre… Öykülerde karakterler, içlerindeki fazlalıkları nereye koyacaklarını bilemeyen insanlar. Kimi gitmek istiyor ama gidemiyor, kimi kalmak istiyor ama tutunamıyor. Her biri “bavul” metaforunun içinde bizden bir parça taşıyor.
Beni bu kitapta en çok etkileyen şey, yazarın insan hâllerine karşı kurduğu şefkatli mesafe oldu. Hiç kimseyi yargılamıyor, kimseye kahraman payesi vermiyor. Her karakterin zaafını olduğu gibi kabul ediyor. Bu yönüyle öyküler, sadece anlatmakla kalmıyor; insanın kendi içindeki karmaşayı da nazikçe gösteriyor.
Bavula Sığmayan, küçük ama derin öykülerden oluşan bir kitap. Her öykü kendi içinde kapanıyor ama bir araya geldiklerinde, bir yol hikâyesi gibi ilerliyor. Bu yüzden kitabı bitirdiğimde kendimi şöyle düşünürken buldum:
“Benim bavuluma neler sığmıyor?”
Cevap belki her okur için farklı, ama Yıldırım’ın kelimeleriyle o soruyu sormak bile bir tür arınma hissi yaratıyor.
Kısacası Bavula Sığmayan, aceleyle değil, yavaş yavaş okunacak bir kitap. Özellikle de geçmişiyle barışmaya çalışan, “gitmek” ve “kalmak” arasında sıkışan herkesin kendinden bir parça bulacağı türden.
Bavula SığmayanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20225,5bin okunma