Andre Gide / Isabelle
Başlangıç biraz durağan gelse de sayfalar ilerledikçe, bir portrede görünen yüze duyulan aşkla hikaye derinlik kazandı. Kısa ama insanın ruhuna dokunan psikolojik bir eserdi.
Gerard hikayenin anlatıcısı ve başkahramanı. Tez çalışması için gittiği Quart-Fourche Şatosu’nda, rutinlerle geçen günleri Isabelle’in portresini gördüğü anda değişti. Önce bir hayale aşık oldu. Ulaşılmaz oluşu büyülü bir güzelliği temsil ediyordu ama gerçekler hiçbir zaman büyülü olmazdı. Okurken beklediğim büyük buluşma o kadar sönük kaldı ki “Bu kadar mıydı?” demekten alamadım kendimi. Yazarın daha önce okuduğum kitabında da aynı duyguyu hissetmiştim. Hayal ve gerçek arasındaki çatışmayı yaşatıp, görünenin yanıltıcılığını ustalıkla gözler önüne seriyor.
Bir hayalin yıkılışı, bir gerçeğin fark edilişi. İster istemez şunu düşünüyorsunuz: Gerçekle yüzleşmek mi zor olan, yoksa hayalin içinde kaybolmak mı?
Keyifli okumalar…