Gönderi

10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 544. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 00:00
"SESSİZ" "Unutmak... Bu kez tamamen unutmak... Hatırlamamak için unutmak... Belki de hiç unutmuyordur insan, sadece hatırlamıyordur." Görünürde her şeyi yolunda olan insanların içinde, kimsenin duymadığı ne çığlıklar saklıdır? Lâl, tam da bu sorunun cevabını bedel ödeyerek öğrenecek bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Galatasaray Lisesi mezunu, üniversite birincisi ve Varlı Holding'in en genç başarılı avukatı... Dışarıdan bakıldığında örnek bir hayat. Ta ki, bir sabah ofise düşen o haberle her şey altüst olana kadar... Bazı romanlar yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın en karanlık, en sessiz, en derin yerlerine iner. Bu roman da onlardan biri. Başarılı bir avukat olan Lâl’in, bir taciz davasıyla başlayan mücadelesi zamanla sadece bir adalet arayışına değil, kendi geçmişiyle yüzleştiği bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Lâl'in kariyerindeki en büyük destekçisi olan Haluk Varlı hakkındaki cinsel saldırı iddiası, onun için sadece mesleki bir kriz değil, aynı zamanda inançlarının çöküşü. Çünkü Haluk Varlı, Lâl'in gözünde güvenilir bir iş insanından öte, âdeta bir baba figürü. İlk tepkisi inanmamak, savunmak. Ta ki gazeteci Burak'ın ortaya çıkıp, "Bu dava sadece bir iş meselesi değil" diyene kadar... Romanın en çarpıcı yanı, şimdiki zamanın gerçekleriyle geçmişin anılarının iç içe geçmesi. Lâl'in boynundan hiç çıkarmadığı kırmızı taşlı kolye sadece bir takı değil; geçmişe açılan unutulmuş bir kapının anahtarı. Nane kokusu, bir çift gözlük... Her detay, Lâl'in bastırdığı çocukluk anılarına işaret eden ipuçları. Yazar, hafızanın nasıl çalıştığını o kadar güzel anlatmış ki, bizler kendimizi Lâl'le birlikte bir hafıza labirentinde buluyoruz. Lâl’in iç dünyasına çekiliyor ve onun hafızasının labirentlerinde bir yolculuğa çıkarıyoruz. Lâl, bir yandan adaletin peşinde koşarken, bir yandan bastırdığı geçmişin izleriyle yüzleşiyor. Roman, bireysel bir travma hikâyesi, toplumsal bir yüzleşme. Kadınların susturulduğu, utandırıldığı, “anlatmasan daha iyi olur” denilen bir dünyada, Lâl’in sesi her kadın için bir direnişe dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen en güçlü duygu, sessizliğin içindeki çığlık. Bu çığlık bazen bir bakışta, bazen bir koku hatırasında, bazen de bir avukat dosyasının sayfaları arasında yankılanıyor. Yazar, travmayı anlatırken acıyı pornografikleştirmiyor; tersine, ona saygıyla ve duyarlılıkla yaklaşıyor. Bu da kitabı yalnızca okunacak değil, hissedilecek bir hikâye haline getiriyor. Yıllarca bastırılmış, unutulduğu sanılan ama hiç silinmeyen bir geçmişin ağırlığıyla yazılmış bu hikâye; insanın hem güçlü hem de kırılgan taraflarını aynı anda gözler önüne seriyor. Yazar, bize şunu soruyor: "Gerçek dediğimiz şey, kimin gerçeği? Güven dediğimiz duygu, kimi koruyor, kimi kör ediyor?" Bu kitap sadece bir hukuk davasını değil, bir insanın kendiyle hesaplaşmasını anlatan edebi bir şaheser. Lâl'in karakteri o kadar gerçek ki, kitabı kapattıktan sonra bile onu düşünmeye devam ediyoruz. Kırmızı taşlı kolyesi, nane kokusu ve unutulmaz mücadelesiyle Lâl, edebiyatımızın en sarsıcı karakterlerinden biri olarak hafızamızda yer edecek. Kitapla Kalın.
Edebiyat
SessizRefika Ayşegül Uzun · Doğan Solibri Yayınları · 202583 okunma
·
221 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
güzel bir paylaşım olmuş, kaleminize sağlık.