Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 22 Ekim 2025 04:43 Hep güçlü tespitleri olduğuna inandığım Botton'un okuduğum en iyi eserlerinden biri değil ama havaalanında yaşadığı o bir haftayı bizlere de gerçekten yaşatıyor.
Eserin yazılma amacı kadar, yazarın bazı detaylara kazandırdığı derinlik de ilgi uyandırıyor. Son kısımlarda kendisi de, bakımevleri, nükleer enerji santralleri, parlamentolar, bankalar gibi başka merkezlerde yeniden böyle bir tecrübenin hayâlini kuruyor. Fakât kaçımız bu süreyi böyle dolu dolu geçirebilirdi bilemiyorum. Yâni her yazarın altından kalkamayacağı bir gözlemdi bu.
Bu açıdan Botton, Londra'nın en büyük havaalanı işletmecileri tarafından arandığında önce şaşkınlığını gizleyemiyor ve aslında bu işletmenin tanıtımlarını yapmak için başka bir yol seçtiklerinin ziyadesiyle farkında ama sonrasında edebiyata gösterilen bu özeni savaş ganimetlerinden tapınak inşaa eden Antik Yunan devlet adamlarına benzetiyor. :)
Eser Botton'un bir uçağa bindiğinde neler düşündüğüyle ilgili çok keyifli bir pasajla sahneye çıkıyor. Ona deniyor ki 'bir masan var senin bu devasa hava alanında, otelimizde de misafir edelim seni, bir hafta boyunca dilediğin kadar kabalaşabilirsin, dilediğin eleştiriyi gönlünce yazabilirsin.' İş öyle bir hâl alıyorki, çalışanlardan, yolculara, uçaklardan, pistlere uzanan gerçek bir öykü çıkıyor ortaya...
Valizlerimizi ordan oraya sürüklediğimiz saati gelir gelmez koşar adım uzaklaşmak istediğimiz kalabalık ve belki de bize fazla mekanik ve boğucu gelen böyle bir atmosferi bir hafta burada görevli olmadan kaldırabilmek de sabır ister doğrusu.
Teknik açıdan iyi bir yerde olan böyle bir havaalanının merak uyandıran hizmet alanları, bir belgesel kıvamında resmedilmiş. Resim demişken bir hafta boyunca, Botton'a ünlü bir belgesel fotoğrafçısı eşlik ediyor. E pub formunda okuduğum için fotoğraflarla ilgili bir şey söyliyemiycem ama seçilen kareler oldukça başarılıydı.
Anlatan Botton olunca teknik detaylar da okura yük olmaktan çıkıyor, sıkıcı bulanlar da olmuştur muhakkak ama ilgi duyanlar için eserin en sürükleyici kısımları bile olabilir. :)
Eser bittiğinde böyle merkezlerin okuduğumuz o koca koca kitaplardan çok daha öğretici olduğunu kavradım. Her an gelişebilen aksaklıklar karşısında insanların tutumları, öfke nöbetleri, sabırlı bekleyişleri, kavuşma anları, ayrılma anları, coşkuları, gözyaşları...
Yanlarından geçip giden insanlara ve dikkatleri üzerine çeken olaylara karşı tepkileri... 'Ben olsaydım ne düşünürdüm?' ya da 'nasıl davranırdım?' sorusu pek çok okuru bulunması zor ganimetlere götürmüş olmalı.
Özellikle çocukların anne ve babalarından ayrılma sahneleri ve onların dönüşünü beklerken hayatları boyunca unutamayacakları o uzun bekleyişler... Sarsıcıydı...
Neolursa olsun diyor Botton -ki bence kitabın en önemli mesajı budur- insan aslında huzurlu değilse, en iyi şartların, teknolojik ve maddi imkânların bu insana verebileceği hiç bir şey yoktur. Evet sert bir çıkarım gibi gelebilir ama insan insandır ve her şeyi belirleyen en temel faktör psikolojisinin ne durumda olduğudur... Dünyanın en lezzetli yemeğinin ikram edildiği kişinin, tad alma duyusundan mahrum olduğunu düşünün.
Eğer daha önce Alain de Botton'u okumadıysanız onun benzetmelerindeki o müthiş tınıyı duymak için, bir havaalanı çalışanı hakkında kurduğu şu büyüleyici cümleleri okumalısınız;
"Halojen lambasını yaklaştırıp, yeni hastasından ağzını açmasını isterken ("içerde ne var ne yok bakalım"), hayatın ne kadar karmaşık bir hal alabileceğini ve şirketlerini kurtarmak ya da ölüm döşeğindeki bir ebeveyne bakmak için insanların diş ipi kullanmayı nasıl da kolayca bir kenara bırakabileceklerini anlayabilen, nazik bir dişçi gibiydi."
Sık sık modernizm üzerine tahlillerde bulunan Botton, sadeliğe ve basitliğe duyduğu özlemin, insanlığımızın bir parçası olduğunu hissettiriyor.
Çok isabetli bulduğum tespitlerinden birisi de, uçakta seyahat halinde bulunan insanın ruhuyla başbaşa olduğu ve bunun ona belli belirsiz bir özgürlük sunduğu ama valiz sırasına girdiği an, maddeyle yeniden temasa girerek, omuzlarının çöktüğü, yeniden yılgınlığa ve esarete geri döndüğüydü...
Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
(Başlık eserde geçmektedir.)