Rus Edebiyatı'nı kronolojik bir sırayla okuma serüvenimin sıradaki kitabı Ölü Canlar.
Önceki okumalarım sırasıyla:
#238465083#271042274
Okuduğumuz kitapların yazarlarının yaşam öyküleri önemli olmakla birlikte, eserlerini değerlendirirken bu önem daha da artıyor. Nikolay Gogol ise yaşam öyküsü ile beni oldukça şaşırtan yazarlardan bir tanesidir. Ailesi tarafından el üstünde tutularak, şımartılarak büyütülülen yazarın yetiştirilme tarzı kırılgan bir kişiliğe bürünmesine sebep olmuştur. Edebiyata olan ilgisi ise birçok büyük rus edebiyatı sanatçısında gördüğümüz üzere Aleksandr Puşkin'den esinlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Hatta Gogol'ün Puşkin'e olan hayranlığı öylesine büyüktür ki Puşkin ile yan yana gelebilmek için onu takip ettiği, girip çıktığı mekanlarda bulunmak için çaba sarf ettiği ve amacına ulaşana dek bu ısrarlı takibinden vazgeçmediği söylenmektedir. Bu gayretinin karşılığı olarak Puşkin ile bir dostluk kuran yazarın Puşkin'den fikir vermesini istemesi üzerine -bu konularda oldukça cömert olduğu bilinen Puşkin'in de bu isteği geri çevirmemesi ile- yaptıkları fikir alışverişi sonucu Ölü Canlar'ın doğuşu söz konusu olmuştur. Ancak bahsettiğimiz bu kırılgan yapıya sahip olmanın bir sonucu olarak Gogol Ölü Canlar öncesinde yazdığı tiyatro, şiir ve düzyazı metinlerini yakarak yok etmiştir ve ne yazık ki aynı durumdan Ölü Canlar eseri de nasibini almıştır. Yaratılışı itibariyle eser, Gogol tarafından Rusya'nın siyasi, toplumsal ve ahlaki değerlerinin önce olumsuz yönleri üzerinden eleştirisini yaparak ardından da tüm bu olumsuz değerlendirmelerin aksine Rus topraklarında yaşamanın, bir Rus olmanın olumlu yönleriyle devam edecek ve Rusya'nın geleceğine dair umutlu bir portre çizecek şekilde iki veya üç cilt olarak tasarlanmıştır. Eserin ilk cildini okuyan Puşkin, o dönem yazarın hicivli bir dille ele aldığı eseri okuyan çevrelerce eğlenceli bulunan bu cilt için "Tanrım, ülkemin durumunun, insanlarının geldiği nokta ne kadar acı verici." şeklinde ifadeler kullanarak, aslında Gogol'ün anlatmak istediklerini daha realist bir gözle, üzüntüyle karşılamıştır. Puşkin'in bu yaklaşımı da Gogol'ün eseri yazmadaki amacıyla örtüşen bir yaklaşım olmuştur.
Eserin yazıldığı süreçte yazarın hayatında baş gösteren sağlık problemleri her geçen gün artmış, "manik depresif psikoz" adı verilen bir rahatsızlığından dolayı bir anda değişen ruh hallerine bürünmeye başlamıştır. Dönemin koşullarından dolayı hastalığına tam teşhis konulamadığı için yazarın hayatını sürdürebilmesi zorlaşmış ve uygulanan yanlış ve mantık dışı tedavi yöntemleri yazarın acısını dindirmenin aksine daha fazla acı ve ıstırap duymasına sebep olmuştur. Yazar bu durumu "Alışılmış dönemsel hastalığımın tutsağıyım yine: İki üç hafta boyunca odamda kımıltısız kalıyorum. Kafam odunlaşıyor. Dünyayla bütün bağım kopuyor." şeklinde açıklamıştır. Git gide artan hastalık belirtileri yazarın Ölü Canlar'ın ikinci cildini tamamlamasına engel olmuş, yazarın yazmaya devam edebilmek için gösterdiği çabalara karşı girdiği ruhsal-dinsel bunalımlar buna bir türlü izin vermemiştir ve bunun akabinde yazar geçirdiği kriz sonrasında eserin ikinci cildine ait tüm sayfaları ateşe atmıştır. Bugün sansürsüz çevirisiyle okuduğumuz bu iki ciltlik eserin ikinci cildi, ne yazık ki yazar tarafından tamamlanamamış, yazarın o dönemki dostları ile olan mektuplaşmalarından, onlara eser hakkında bahsettikleri doğrultusunda edinilen bilgilerle desteklenerek son halini alabilmiştir. Yazar, rahatsızlığının verdiği acıya daha fazla dayanamayarak yemeden içmeden kesilmiş, resmi kayıtlarda belirtildiği üzere "kendisini aç bırakarak öldürmüştür."
Esere baktığımızda karşımıza oldukça güzel bir hikaye çıkıyor. Ana kahraman Çiçikov üzerinden ilerleyen hikayede yaratılan Çiçikov tasviri, okuyucunun gözünde her türlü profile uyabilecek bir tipleme olarak imgeleniyor. Örneğin ne uzun boylu ne kısa, ne şişman ne zayıf. Çiçikov'un uzun bir yolculukla gelip ayak bastığı şehrin ismi yazar tarafından belirtilmemiş çünkü bu şehir de herhangi bir şehir olabilir okuyucu için. Tabi bu durum eserin yayınlandığı dönemde Rus toplumu tarafından eleştiriyle de karşılanmış ve böylesine bir tip Rus toplumunu yansıtması bakımından kabul edilmek istenmemiştir. Halbuki yazar Çiçikov üzerinden toplumun acılarını ve noksanlıklarını göstererek bunların düzeltilmesi için bir yol gösterici, bir ışık tutucu olmak istemiştir.
Yazar kitapta bu eleştirilere şu cümlelerle bir açıklık getirmiş: "İşte kahramanımız... Her şeyiyle karşınızda! "İyi, anladık, ama son tahlilde kimdir bu adam, ahlaken nereye kondurulabilir?" diyecek olanlara da yanıtım şudur: Kendisinin bir kahraman olmadığı, erdemli ve mükemmel bir insan olmadığı belli. Peki, neyin nesi? Bir alçak mı? Alçak? İyi ama ille de böyle sert mi olmalı insanlara karşı yargılarımız? Hem bilinmiyor mu ki bizde artık alçaklar falan yok, yalnızca iyi niyetli, sevimli insanlar var; herkesin içinde aşağılanan, yüzlerine tükürülen insanlar bile iki üçten fazla değildir, ki şimdi artık onlar bile erdemden söz eder oldular. Galiba en doğrusu ona "efendi" ya da "sahip" demek. Çünkü bütün suç sahiplenmede. Temiz bulunmayan işler hep sahip olma arzusundan kaynaklanıyor. Öte yandan böyle bir kişiliğin itici bir yanının olduğu da doğru. Hayatın içinde böyle biriyle karşılan okur, onunla tuz ekmek paylaşır, hatta hoşça zaman bile geçirir; ama aynı tip, bir romanın kahramanı olarak bir kitapta karşısına çıktığında ona yan gözle ve kuşkuyla bakar."
Bu bakımdan aslında ilk ciltte Gogol, Rus toplumunun geneline yayılmış, mujik denilen yoksul kısım ile varlıklı bürokrat kısmın kusurlarını, kötü yüzlerini başta Çiçikov karateri üzerinden göstererek amacına fazlasıyla ulaşmış ve oldukça güzel bir kurgu yaratmış diyebiliriz. Bugün baktığımızda Rus toplumunun işçi sınıfında da bürokrasisinde de yerilen, eleştirilen durumların sadece Rusya ile sınırlı kalmayıp dünyanın dört bir yanında görüldüğünü ve bürokrasideki, siyasetteki hırsın, düzenbazlıkların topluma verdiği zararların eleştirisi bakımından Ölü Canlar'ın nasıl evrensel bir yapıt olduğunu daha rahat anlayabiliyoruz. Yazar, Çiçikov üzerinden toplumun ahlaki değerlerinin ve aristokrasinin hicvini ilk ciltte bu kadar güzel bir kurguyla yaparken ikinci cilde geçtiğimizde hikayenin seyri biraz daha değişmeye başlıyor. İlk etapta kişisel bir yorum olarak karakter yoğunluğu ve karakterlerin birbirlerinden kopukluğu ikinci cildin akıcılığını olumsuz yönde etkiliyor. Çiçikov'un hikayeye dahil olan karakterlerle olan diyaloglarının ortasında Gogol'ün ikinci cildi yakmasından kaynaklı olarak yok olan kısımların olması sebebiyle hikayenin yarım kalması okumadan alınan tadı oldukça azaltıyor. Bununla birlikte hikaye Çiçikov'un kolay para kazanma hırsından, alışkanlıklarından ve zayıflıklarından vazgeçme çabalarının meyvelerini veremeden, hızlı bir şekilde son buluyor.
Eserin kendisi kadar Gogol'ün hayat hikayesini de bilmek çok değerli olduğu için Ölü Canlar'ı yazarın hayatından bağımsız değerlendirmek olmazdı. Keşke yazar böyle bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmasaydı ve Ölü Canlar tamamlanabilseydi. Şu anki haliyle bile dünya klasikleri arasında yerini sağlamlaştırmış bir eser olmakla birlikte tamamlanmış halinin nasıl olacağını merak ediyor insan. Ancak yine de kişisel yorumum eserin Rus klasiklerine baktığımızda vermek istediği mesaj çok güçlü olsa da yapısı itibariyle yarım bir roman olması, kurgusunun tamamlanamamış olması diğer büyük klasiklerin arasında kendisinin biraz daha geri planda kalmasına sebep oluyor. Fakat ne olursa olsun Rus Edebiyatı öyle bir külliyattan oluşuyor ki hiçbir eserine sırt çevirmek, okumaya değer bulmamak mümkün değil...
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma