Dünün, Bugünün ve Yarının Bir Kahramanı:
9/10
·220 syf.··
2025 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2025 07:41
Rus edebiyatı resmi olarak Aleksandr Puşkin ile başlar. Puşkin, kısa ömründe yazdığı şiir ve düzyazı eserleri ile Rus edebiyatında büyük izler bırakır, birçok sanatçıya ilham olur. Mihail Yuryeviç Lermontov ise Puşkin'den ilham alan şair/yazarlardan bir tanesidir. Hatta Lermontov'un Puşkin'e olan hayranlığı sıradan bir hayranlığın çok ötesindedir ve hem yaşamıyla hem de ölümü ile Lermontov'un hayatını büyük ölçüde etkilemiştir. Eserlerinde Puşkin'in eserlerinden atıflarda bulunur, düşüncelerini savunur, kendisine bir rol model alır ve Rus edebiyatının "ilk psikolojik romanı" kabul edilecek bu romanını yazarken Puşkin'in Erzurum Yolculuğu adlı eserinden etkilenir. Bu öyle bir rol modelliktir ki, henüz gencecikken, 38 yaşında bir düelloda hayatını kaybeden Puşkin ile ölümleri bile aynı şekilde olmuştur. Lermontov da hayatını kaybettiğinde henüz 27 yaşındadır. İki büyük sanatçının bu kadar erken yaşta ölümü Rus edebiyatı için tarifi oldukça zor, çok büyük bir eksikliktir. Geride bıraktıkları sayıca az olan klasikleşmiş eserlerini okuduğumuzda, yaşasalardı ellerinden çıkabilecek nice büyük eserleri tahmin etmek hiç de zor değildir. Nitekim bize de yalnızca elimizdekilerle yetinmek kalıyor ve yazdığı tek romanı Zamanımızın Bir Kahramanı ile Lermontov çok ama çok büyük bir saygıyı, övgüyü hak ediyor; bu ölümsüz eseri ile bizleri kendisine hayran bıraktırıyor... Bu kitabın yazıldığı tarih 1838-1840 yılları arasına tekabül ediyor. İncelemeyi yazarken halihazırda okumakta olduğum Türk edebiyatı klasiklerinden İntibah ise 1874 yılında yayımlanmış. Aynı dönemin romanları olması sebebi ile ister istemez bir karşılaştırmada bulunduğunda, karakterlerin sosyolojik yapılarının ne kadar farklı olduğu çok net bir biçimde anlaşılıyor. Dönemin koşullarının farklılığını bir kenara bırakırsak, Türk edebiyatı eserlerini çok severek okuyan birisi olarak bu döneme ait kendi eserlerimizi işlenen konuların, karakter tiplerinin hemen hemen her eserde aynı olması ile oldukça zayıf buluyorum. Bu bakımdan Rus edebiyatının gücünün diğer ülke edebiyatları da dahil olmak üzere çok başka bir seviyede olduğu su götürmez bir gerçek. Kitaba gelirsek, 10/10 puan vermemek için kendimizi çok zor tutsak da tam olarak 9/10'luk bir romanı okuyoruz. Sebebi sadece güçlü roman karakterleriyle değil; aynı zamanda karakterlerinin de dışına çıkarak bizi bambaşka evrenlere götüren klasiklerden ayrışmasından dolayıdır. Yoksa bu roman çok 9 ve 10 puan arasına sıkışmış bir romandır benim için. Nikolay Gogol'ün "Rusya'da hiç bu kadar kusursuz, bu kadar güzel, bu kadar incelikli düzyazı yazılmadı" yorumunu yaptığı, Rus edebiyatının en ünlü eleştirmenlerinden Belinski'nin "Edebiyatta bir dönüm noktası." dediği bu harika kitap ve yazarı hak ettiği ilgiyi ne yazık ki görmüyor düşüncesindeyim. Klasikler söz konusu olduğunda akla gelen sanatçılar ve eserleri arasında Mihail Yuryeviç Lermontov'u ve onun bu muhteşem eserinin adına pek rastlamayız. Bu durumun asıl sebebi ise romanın kahramanı Gregoriy Aleksandroviç Peçorin'in bir "antikahraman" olarak görülmesi olmuştur. Peki nedir antikahraman? Kötü karakteristik özellikler taşımasına karşılık bir kahraman görevi görmekten geri kalmayan, dominant bir karakterdir. Evet, Peçorin'in antikahraman karakterin özelliklerini taşıdığı doğrudur ancak kötü bir antikahraman değildir benim gözümde. Dobralığı, liderliği, karizması ve açıksözlülüğü ile gerçek bir kahramandır. Hatta öyle bir kahramandır ki benim için, bugüne dek okuduğum kitaplarda etkisinden yıllar geçse de çıkamadığım, çok sevdiğim roman kahramanları arasında bir Martin Eden, Jan Valjean, Dmitri Karamazov veya Edmond Dantes kadar etkileyici olmuştur. Yine bir başka büyük yazar Vladimir Nabokov “Hızlı akan ve güçlü kurgusuyla okuru kendine bağlamayı başaran bir başyapıt.” gibi çok haklı bir yorumunda bulunuyor bu eser için. Tabi belirtmekte fayda var ki övüp göklere çıkarırken bu eseri, hakkında bir fikri olmayan okurların beklentisini çok yükseltmemek de gerekir. Eserin sayfa sayısından da anlaşılacağı üzere hacimli dünya klasiklerinde ( Suç ve Ceza, Sefiller (2 Cilt Takım) vb.) olduğu gibi geniş bir olay örgüsü üzerinden işlenen, bir evren yaratılan eserlerden değildir Zamanımızın Bir Kahramanı. Başyapıt olabilmesi için böyle bir niteliğe sahip olmasına elbette gerek yoktur. Tıpkı Nabokov'un da söylediği gibi akıcılığı ve muazzam kurgusuyla okuyucusunu sarıverir. Peçorin'i antikahraman olarak nitelendirmemize sebep olan koşulların güçlü psikolojik tahliller ile sunuluş şekline hayran olmamak mümkün değildir. "Başkalarının mutsuz olmasına sebep oluyorsam, bilin ki ben onlardan daha az mutsuz değilim! Tabi ki karşımdakini rahatlatacak bir şey değil bu ama bu bir gerçek." diyecek kadar mutsuzluğunun farkında olan bir karaktere nasıl kızabilir bir insan? Başlangıç kısımlarında kendisi hakkında sürekli ikilemde bırakıp birtakım tereddütler yaşatsa da özellikle kitabın 2. kısmında -Peçorin'in ağzından anlatılan kısımda- düşüncelerimiz daha da şekillenmeye başlıyor. Farkına varıyoruz ki Peçorin gibi karakterlerin dünyada ayakta kalması oldukça zordur ve o zor bir hayat mücadelesi vermektedir. İnsanoğlunun aşağılık yönüyle erkenden tanışmış birisinin kalbini doldurabilmekte zorlanması öyle güzel ifade ediliyor ki romanda, anlatımın gücünün çekiciliği enfes bir tat bırakıyor okuyucusunda. "Yazgım böyle benim! Herkes, çocukken de yüzümde kötülük işaretleri buluyordu. Bunlar yoktu aslında, ama seziliyorlardı, onlar da oluştular. Ben alçak gönüllüydüm, beni oyunbazlıkla suçluyorlardı: suskun biri oldum. İyilik ve kötülüğü derinden algılayabiliyordum: kinci oldum. Sevinçsizdim, diğer çocuklar neşeli, konuşkandılar; kendimi onlardan üstün görüyordum, beni onlardan aşağı görüyorlardı: kıskanç oldum. Bütün dünyayı sevmeye hazırdım ama beni kimse anlamazdı: ben de nefreti öğrendim." "Şenliksiz gençliğim, kendimle, dünyayla dalaşmakla geçti. En güzel hislerimi alay edilmekten korkarak, içimin derinliklerine sakladım: onlar da orada öldü. Doğruyu söylüyordum, bana inanmıyorlardı: aldatmaya başladım.” Kaybettiği benliğini ararken aynı zamanda aradığı anlam arayışının içinde sıkışıp kalıyor Peçorin. İyiye dair hiçbir şeyin kıymet görmemesi onu her seferinde bir çıkmaza sokarken bir şekilde yoluna devam edebilen çok güçlü bir karakter olması onu kahraman yapan özelliklerinden bir tanesi ve Lermontov da onun bu gücüne hayranlık besliyor olsa gerek ki eser bir bilinmezlikle son buluyor. Onun her okuyucusunda Peçorin'in yoluna bir şekilde devam etmesini istediğine inanıyorum ve bu yüzden net bir sonu olmamasını, bir belirsizlikle bitmesini çok sevdim bu kitabın. Çünkü Peçorin bende de yoluna her zaman devam edecek. İçinde fırtınalar koparken soğukkanlı kalabilmek müthiş bir güç belirtisidir. Hayatın çürümüş ancak bu çürümenin normalleşen düzenine sağlayamadığı uyuma karşı yaşadığı tatminsizliğin yarattığı hırçınlıkla beraber güçlü duruşunu takdir ettiğim, kurallara karşı tavrının sonucu olarak ödediği bedellerden pişmanlık duymamasıyla, kalbini bir türlü dolduramamasıyla ve bu gibi birçok özelliği ile duygusal bağ kurduğum, çok sevdiğim Peçorin'in bazı özelliklerinde kendimden çok şey bulmam da kendisine hayran olmama sebep oldu. Sevdiğim roman kahramanları arasında en üst sıralarda hemen konumlandırdım kendisini. Yukarıda alıntıladığım cümleler ve daha nicelerinden fazlasıyla etkilendim. Çok bizden bir karakteri tanıdım. Kitap okumanın verdiği o anlatılamaz zevki sonuna kadar tattım. "Zamanımızın Bir Kahramanı, merhametli beylerim benim, kesinlikle bir portredir, ancak tek bir insanın portresi değil: bu, bizim, gelişiminin zirvesindeki bütün kuşağımızın kusurlarından imal edilmiş bir portredir." - Mihail Yuryeviç Lermontov İyi ki bu dünyadan geçmiş.
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · İletişim Yayınevi · 20235,5bin okunma
·
124 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.