Orhan Kemal ile tanışmama vesile olan bu kitapta fabrika dönemini okuyoruz. Bu süreçte kadınların emeği, dayanışması ve yaşadıkları zorluklar ön planda. Erkek egemenliğinin yavaş yavaş azaldığı da gözler önüne serilmiş.
Ana karakterlerden Cemile, annesinin ölümünden sonra babasının, abisinin ve evin tüm sorumluluğunu üstlenir. Bu yüzden karakterinde maskülen bir yapı vardır. En başta abisine karşı sergilediği dik duruş, zamanla tüm erkeklere karşı etkisini sürdürür. Ancak kâtibine duyduğu sevda, onun içindeki çocuksu yanı ortaya çıkarır.
Abisi Sadri, Cemile’ye karşı korumacı bir tavır takınır; fakat bu koruma, Cemile’nin karşısında etkisiz kalır. Cemile, çoğu zaman kendisini de abisini de koruyan taraftır.
Necati, fabrikanın kâtibidir; söz hükmü çok olmayan ama kararlı bir karakterdir. Deveci Çopur Halil ise her şeyi parayla çözebileceğine inanan, istediğini zorla almaktan çekinmeyen bir tiptir. Cemile’ye duyduğu tutku, bu yönünü açıkça gösterir.
Fabrika düzeni, işçilerin en çok muzdarip olduğu konulardan biridir. Kuruluşunun ardından kazançların yetersizliği ve yatırım yapma güçlüğü, emekçilerin ortak sorunu haline gelir. İşverenlerin “Avrupalı fen adamı” olması ise işçilerin kendi topraklarında bile yabancılaşmalarını sembolize eder.
Bu kitap bende “fabrika” kavramına dair farkındalık oluşturdu. İşçi–işveren arasındaki eşitsizliği daha iyi anlamamı sağladı. Yaşar Kemal’i okurken ağa–köylü ilişkisini nasıl hissettiysem, bu kitapta da benzer bir durumu işçi–işveren arasında gördüm.
Öte yandan Necati’nin sevdiğine karşı pasifliği beni rahatsız etti. Deveci Çopur Halil en azından ne istediğini açıkça belli ediyordu. Oysa Necati, babaannesine karşı gelemeyip içgüveysi olmayı kabul etti. Bu noktadaki sessizliğini doğru bulmadım. Necati’nin sessizliği Halil’in zorbalığı kadar rahatsız etti beni.