·458 syf.····Okunma: 31 Ekim 2025 19:03 Bu kitap… asla eskimeyen o karanlık aşkım.
Yıllar önce okumuştum; bana kitap okumayı sevdiren ilk kitaptı. Şimdi, yıllar sonra tekrar elime aldım ve sanki aynı karanlık atmosfere yeniden girmişim gibi hissettim. Grange yine beynimin kıvrımlarında otopsi yapıyor.
Kitap, Jacques Reverdi isimli katilin suçüstü yakalanmasıyla başlıyor. Katil önce akıl hastanesine, sonra da hapishaneye gönderiliyor. Ana karakterimiz Marc ise yıllarca farklı alanlarda çalışmış ve sonunda cinayetler ile katiller üzerine yoğunlaşmış bir gazeteci. Reverdi’ye ilgi duymaya başlıyor ve kadın kimliğine bürünerek ona mektup göndermeye karar veriyor. Bu mektuplarla başlayan ilişki ile olayların özünü yavaş yavaş öğrenmeye başlıyoruz.
Katil Reverdi bana o kadar Hannibal Lecter enerjisi veriyor ki! Zarif, zeki ama tamamen rahatsız edici. “Canavar” değil de, kötülüğü bir sanat formu gibi işleyen bir karakter. Grange’nin en sevdiğim yanı da bu zaten: sadece bir hikaye anlatmıyor, kötülüğü bilimsel bir merakla analiz ediyor. Suçun anatomisini anlatırken bir ritüel havası kuruyor. Karakterlerinin çoğu deliliği ya da kötülüğü sadece yaşamakla kalmıyor; onu adeta inşa ediyor. Her kitabında diyorum ki “Bir insan bunu nasıl kurgulayabilir?”
Kanın hangi durumda siyahlaştığını, hangi damarın nasıl çalıştığını, bu tarz gerçek hayattan bilimsel bilgileri öyle doğal şekilde hikayeye yediriyor ki, hem tüylerin diken diken oluyor hem de “Bir dakika ya, bu gerçekten böyle miymiş?” diye Google’a koşuyorsun.
Ve evet, bu kitap kesinlikle yetişkinler için. Şiddeti, psikolojik derinliği, o yoğun atmosferi… midesi hassas olmayan, 18 yaş üstü okurlara göre.
Kısacası, Siyah Kan bende hala aynı etkiyi bırakıyor: hem rahatsız ediyor hem büyülüyor.
Gerilim türünü seven, biraz bilimsel merakla beslenen ve karanlık karakterleri “neden böyle oldular?” diye çözümlemeyi seven herkesin bayılacağı bir kitap.