·663 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Kasım 2025 20:44 Edebiyat tarihindeki en cüretkar, en karmaşık ve belki de en "okunamaz" kabul edilen başyapıtlardan birini daha bitirmiş olmanın mutluluğu...
Bu eseri geleneksel bir roman gibi incelemek neredeyse imkansız; zira Joyce, bu metinde dilin, anlatının ve bilincin sınırlarını tamamen dinamitleyerek okurla arasına özel bir duvar örmüş; anladığın sana kalsın, zira istesende kitabı doğru tanımlayacak tasvirleri bulamayacaksın diyor. Bunu dedirtebilmek içinse hayatının 17 senesini bu kitaba ayırıyor.
O halde bir inceleme denemesi yazmaya çalışalım.
Joyce, Ulysses ile roman sanatının sınırlarını gündüz ve bilinç düzeyinde zorladıysa, Finnegan Uyanması ile bu sınırı gecenin ve bilinçdışının kaotik dünyasına taşımıştır. 1939'da yayımlanan bu eser, Joyce'un son ve en radikal denemesi olmuştur.
Kitabı eline alan okurun karşılaştığı ilk ve en büyük şok, dilin kendisidir. Finnegan Uyanması, "Wakese" olarak adlandırılabilecek, Joyce'un icat ettiği bir dilde yazılmış. Bu dil, 60'tan fazla farklı dilden kelimelerin, fonetik oyunların, çok katmanlı kelime şakalarının (puns) ve "portmanteau" (iki veya daha fazla kelimenin birleşimiyle oluşan yeni kelime) tekniğinin bir araya geldiği bir dilbilimsel dehlizdir (Wake kelimesi İngilizce de uyanmak anlamına geliyor, Joyce ise Wakese ile okuru Uyutmak anlamında ters psikoloji bir kelime kullanmış gibime geldi :)
Birçok edebiyat eleştirmenine göre bu kitap bir roman değil, bir rüyadır. Eserin temel varsayımı da budur zaten. Geleneksel bir olay örgüsü, net karakterler veya lineer bir zaman akışı beklememelisiniz. Kitap, Dublinli bir meyhane sahibi olan Humphrey Chimpden Earwicker'ın (veya HCE) rüyasını (veya belki de tüm insanlığın kolektif rüyasını) anlatıyor, ama ne anlatmak...
Biraz daha Joyce'un inine girelim.
Finnegan Uyanması'nın en ünlü özelliklerinden biri döngüsel yapısıdır. Kitap, yarım kalmış bir cümle ile başlar: "...nehiryatağımda, Havva ile Adem'i geçip sahilin sapağından körfezin kıvrımım dolanır, emrisakin ve yılankavikus bir döngüyle bizi baş-tangeri Howth Cebelhisan ve Efradına ulaştırır." Ve başladığı gibi yarım bir cümle ile de son buluyor: "Buse. Anahtarım. Cennet! Bir başına son bir aşkla boylu bo yunca akan bir yol ki"
Kitabın sonundaki "yol ki" kelimesi, baştaki "nehiryatağımda" kelimesine bağlanır. Bu, metnin sonsuz bir döngü içinde olduğunu, bitişin yeni bir başlangıç olduğunu simgeler. Bu yapı, İtalyan filozof Giambattista Vico'nun "döngüsel tarih" teorisinden derinlemesine etkilenmiş. Vico'ya göre tarih; teokratik, aristokratik, demokratik ve kaotik evrelerden oluşan bir döngüdür. Finnegan Uyanması da bu dört evreyi yansıtan dört ana bölümden oluşmuş işte.
Şimdi, en korktuğum bölüme gelelim, ama önce notlarıma bir daha göz gezdireyim. Çünkü karakterlerin kurgusal mı yoksa hikayenin akışını üstüne çekip asıl metaforu alt metinlere döken bağlamdan yoksun isimler silsilesi mi olduğunu net olarak ifade etmem mümkün değil.
Çünkü karakterler, rüya mantığına uygun olarak sürekli kimlik değiştiriyor, sürekli birbirine dönüşüyor ve mitolojik arketiplere bürünüyor:
* HCE (Humphrey Chimpden Earwicker): "Here Comes Everybody" (Herkes Geliyor) sözünün de bir kısaltmasıdır. O, hem rüyayı gören kişi oluyor hem de insanlığın "düşüşünü" temsil eden günahkar baba oluyor. Adı, Dublin'in simgelerinden de biridir. Joyce bu isim için sürekli Humprey ya da Harold ifadesini kullanmış.
* ALP (Anna Livia Plurabelle): HCE'nin karısı, nehir (özellikle Dublin'deki Liffey Nehri) ve dişil ilkedir. O, sürekli akan, yenilenen ve birleştiren yaşam gücüdür. Kitabın en "lirik" bölümlerinden biri ona adanmıştır. Bunu Ulysses kitabında kadın karakter içinde yapmıştı gözümden kaçmadı.
* Shem ve Shaun: HCE ve ALP'nin ikiz oğulları. Shem (Joyce'un kendisi, içe dönük sanatçı) ve Shaun (dışa dönük, popüler olan, "postacı") sürekli çatışma halindedir. En çok bu ikisini okurken sözsel anlamda buhranlara girdim.
* Issy: Kızı temsil eder ve genellikle bölünmüş bir kişiliğe sahiptir.
Karakterlerden de bahsettiğime göre kısaca kitabın ana teması nedir ondan da bahsedeyim. Kitap, adını aldığı İrlanda halk baladı "Finnegan's Wake" (Finnegan'ın Cenaze Töreni/Uyanışı) üzerine kurulu. Baladda, bir duvardan düşerek ölen Tim Finnegan, cenazesinde çıkan bir kavga sırasında üzerine viski (Kelt dilinde uisce beatha - "hayat suyu") dökülünce diriliyor. Bu "düşüş" ve "diriliş"i motifi, kitap boyunca (HCE'nin "düşüşü", Adem'in düşüşü, tarihin döngüsü) tekrar edilir.
Joyce'un mitolojiden beslendiğini hepimiz biliyoruz artık. Ulysses eseri de Odyssesia destanınına paralel kurgulanmıştı.
Peki bu kadar zor bir kitabı nasıl okumamız gerekiyor? Finnegan Uyanması geleneksel anlamda "anlaşılmak" için yazılmamıştır önce bunun altını çizeyim. Joyce'un kendisinin de dediği gibi, bu kitap "akustik" bir deneyimdir; yüksek sesle okunmak, müziği ve ritmi hissedilmek için tasarlanmıştır. Onu okumak değil, deneyimlemek gerekir. Kelimelerin peşinden koşmak yerine, onların yarattığı ses ve çağrışım akışına kendinizi bırakmalısınız.
Buradan sonra kitap hakkında kendi deneyim ve kişisel görüşlerime yer vermek istiyorum. Öncelikle kitabı okurken belki yirmi defa yarım bırakmak istedim. Beni okumaya devam ettiren motivasyonum ise Joyce'un bu eseri yazarken çok fazla emek harcaması oldu. Şöyle söyleyeyim, özellikle kitabın ortalarından sonra mantıksız ve hadi canım ne alaka dediğim yerlerde bile anlam metaforları çıkartmaya başladım.
Joyce, Ulysses'in 1922'de yayımlanmasından hemen sonra yeni projesi üzerinde çalışmaya başlamış. Amacı Ulysses'in "gündüz" dünyasına karşılık gelen "gece" dünyasını yazmakmış aslında. Joyce, eseri yazdığı 17 yıl boyunca ona Finnegan Uyanması adını vermemiş. Edebi çevrelerde bu metin, "Work in Progress" (Çalışma Sürüyor) olarak biliniyormuş. Kitabın gerçek adı, yayımlanana kadar büyük bir sır olarak saklanmış. Bu 17 yıllık süreç, Joyce'un göz sağlığının hızla kötüleştiği bir döneme denk geliyor bir de. Glokom ya da göz tansiyonu ve katarakt nedeniyle düzinelerce ameliyat geçirmiş. Görme yetisi o kadar azalmış ki, son bölümleri neredeyse kör bir halde, dev harflerle ve kırmızı kalemlerle yazarak, büyük ölçüde hafızasına ve hayal gücüne güvenerek tamamlamış. Gözleri kötüleştikçe Joyce, metni dikte etmek için genç yazarlardan ve dostlarından yardım almış. Bu süreçte en ünlü yardımcısı, daha sonra kendisi de büyük bir yazar olacak olan Samuel Beckett imiş (onun da eserleri Joyce gibi metaforlarla doludur). Joyce, Beckett'a bölümleri dikte ettirir, ondan karmaşık araştırmalar yapmasını istermiş. Bir keresinde Joyce, Beckett'a dikte ettirirken kapı çalmış ve Joyce "İçeri gel" demiş. Beckett bunu da not alır. Metni okuduklarında Joyce bu fazladan "İçeri gel"i fark eder ama silmek yerine, "Kalsın," demiş. Bu anekdot, Joyce'un rastlantıyı bile sanatının bir parçası yapma arzusunu gösteriyor.
Eser, 17 yıllık yoğun bir emeğin ardından nihayet 4 Mayıs 1939'da, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde yayımlanınca ilk tepkiler şaşkınlık ve hayal kırıklığı olmuş. Ulysses'i seven birçok eleştirmen bile Joyce'un bu kez fazla ileri gittiğini düşünmüş.
Kitabı bu bilgileri de öğrendikten sonra daha da özümseyince bana göre Finnegan Uyanması, edebiyatın Everest'idir. Tırmanması zordur, havası yetersizdir ve zirvesine çok az kişi ulaşabilir. Ancak bu, bir metnin ne olabileceğine, dilin ne yapabileceğine dair en radikal ve en etkileyici deneylerden biri olmaya da devam edecektir. Ama yine de siz kitabı okumaya karar vermeden önce biraz daha düşünün :)