Fleur Jaeggy’nin karanlığını, çarpıklığını seviyorum. Proleterka romanı da yeni yayımlandı. Gündemimizin yoğunluğunda odak sorunları yaşasam da, kitap okumayıp ne yapayacağım ki diye yüzeysel de olsa okumaya çalışıyorum.
Proleterka’da anlatıcı 15 yaşında babasıyla çıktığı gemi yolculuğuna ve çocukluk anılarına odaklanıyor. Kopuk aile bağları, duygusal sorunlar mesafeli bir anlatımla veriliyor. Anlatıcının kendinden zaman zaman “Johannes’in kızı” diye bahsetmesi, üçüncü tekil şahıs anlatımla verdiği yabancılaşma Duras’nın Sevgili romanını çağrıştırdı. Sevgili’de de Proleterka’da olduğu gibi ergenliğin ilk yıllarına dönüp yetişkin gözüyle bakma, sorunlu aile ilişkilerini mesafeli bir şekilde hatırlama vardı. Ancak Sevgili’nin merkezinde o yaşta yaşanan bir ilişki yer alıyordu, Proleterka’da ise babayla ilişki merkezde, erkeklerle yaşanan duygudan yoksun birliktelikler ise babayla kurulamayan yakınlığın sonuçları olarak kıyıdalar. Üslupları eksiltili, minimalist ne derseniz artık, yabancılaşma Duras’da daha duygusal tonda, Jaeggy’de daha karanlık tonda. SevgiliMarguerite Duras