2015'te hepimizin kalbine bıçak gibi saplanan, Türkiye ve Uluslararası kamuoyunda infial yaratan, o haberi gördünüz değil mi? Hatırlamıyor musunuz? Peki, hatırlatayım o halde. Ama şöyle yapalım, direkt hatırlatmadan önce bir geçmişe gidelim.
Yıl 2011. Yılın sonlarına kadar, Abdullah Kurdi eşi Rehana Kurdi ve oğulları Ghalip Kurdi Şam'ın Rükneddin bölgesinde yaşıyordu. 2012 de memleketleri Halep'e geri döndüler. Orada yaşadıkları sırada 2. oğulları Aylan Kurdi dünyaya geldi. IŞİD bölgedeki hakimiyetini ve çatışmaları arttırınca aile, Kobani'nin yakınındaki köylerine döndüler. Fakat orada da uzun süre kalamadılar ve Türkiye'ye, 'mülteci krizi' yaşatan, büyük bir toplulukla göç ettiler. 2015 yılında evlerine geri döndüler çünkü kitapta denildiği gibi, "Bizim hakkımızda davetsiz misafir dendiğini duydum. İstenmeyenleriz."
Çatışmaların bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Haziran ayında artan saldırılardan sonra yeniden Türkiye'ye geldiler. Aslında Türkiye'de kalmak istemiyorlardı. Defalarca Avrupa'ya gitmeyi denediler fakat bu mümkün değildi. Son denemelerinde İstanbul'dan Muğla/Bodrum'a geldiler. Buradan 2 Suriyeli hemşehrileri onları Yunan adalarına bırakacaktı. Onlar da oradan bir Avrupa ülkesine gideceklerdi. Plan tamamdı. Onları yeni hayatlarına götürecek şişme botları da... Tarih 2 Eylül 2015, Çarşamba sabahı. Alan, abisi Ghalip ve onu canından çok seven annesi ve babası bota bindiler. Umutluydular, mutluydular... Yepyeni bir hayata, yepyeni bir başlangıç yapmak için mavi hayallere dalmışlardı. Ama her şey mavi kadar güzel ilerlemiyordu. Deniz hırçınlığını arttırdı. Kaptan botu idare edemediği için yalnız başına kaçtı. Abdullah Kurdi botu sürmeye, idare etmeye çalıştı fakat başarılı olamadı. O anları bu sözlerle anlattı. "Ben tekneyi kullanmaya çalıştım ama büyük bir dalga tekneyi vurdu. O zaman olanlar oldu."
Evet, olmuştu işte. Tekne, alabora olmuştu. Bir aile yitip gidiyordu mavi sularda... Baba Abdullah Kurdi kurtarmaya çalıştı ama olmadı, mavi bir gelecek vadettiği ailesini mavi sulara gömdü... "Çocuklarımı ve karımı tutmaya çalıştım ama başaramadım. Birer birer öldüler." dedi, arkalarından...
Hâlâ hatırlayamadınız mı? O zaman bakın bu fotoğrafa ve kimden bahsettiğimi anlayın.
images.app.goo.gl/kBVP4uxYvALkrNKB8
Hatırladınız mı? Peki, bir ailenin yok olmasına sebep olan 2 Suriyeli'ye ne kadar ceza verildi biliyor musunuz? 4 yıl 2 ay.
•Savaşa, mülteci krizine falan atıfta bulunmayacağım... Oğuzhan Uğur'un bu konu hakkındaki kısa konuşmasını ekliyorum, dinlemek isterseniz diye.
youtu.be/RmfIVvhpGww?si=...
Bunları neden anlattığıma geçelim.
Khaled Hosseini 'yi hepiniz Uçurtma Avcısı ya da Bin Muhteşem Güneş kitaplarından biliyorsunuzdur. Bu kitabını da yukarıda bahsettiğim üç yaşındaki Alan'ın hikayesinden esinlenerek 'ağıt' (mektup da denebilir) şeklinde kaleme almış. "Bir bomba çukurunun yüzme havuzu haline getirilebileceğini biliyorsun." demiş kitapta. Acı acı düşündürdü bu, acı acı...
Toplasanız 1-2 sayfa kadar cümle var, ama öyle canımı yaktı ki...
Hiçbir çocuğa zarar gelmese şu dünyada, olmuyor mu yani? :(
Yine de Hosseini'nin bu konu hakkında daha iyi bir kitap yazabileceğini düşünüyorum. Hosseini'nin kalemini bilmeyen yoktur. 1K verilerine baktığımız zaman 289k okunması var yazarın. Bunun 156k'sı Uçurtma avcısı, 95k'sı Bin Muhteşem Güneş, yani muhtemelen bu incelemeyi okuyan her 3 kişiden 3'ü Hosseini kalemiyle tanışmış.
(Hesap yapmadım çaktırmayın:)))
Dolayısıyla bu konu hakkında yazabileceği bir roman en az 90 bin okunacaktı. Bu da daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayacaktı.
Uçurtma Avcısı'nın Emir ve Hasan'ını, Bin Muhteşem Güneş'in Meryem'ini, unutamadığımız yüreklerimizin bir köşesinde yer ayırdığımız gibi okuyabilirdik Alyan ve diğer mültecilerin hikayesini... Bu şekilde kaleme alıp, gelirini "Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği"ne (UNHCR) aktarmayı uygun görmüş yazarımız. Kitabı alacaksanız bunu göz önünde bulundurabilirsiniz.
Keyifle olur mu bilmiyorum, iyi okumalar...