“Bir hikâye nereye kadar gider?” sorusunun cevabını bu kitapta zaten alacaksın; senin düşüncelerinle ne kadar örtüşüyor, ne kadar çatışıyor kendin göreceksin. Ben burada susmayı seçiyorum çünkü spoiler vermeyi hiç sevmem 🙂 Ama hikâyelerle ilgili söylediğin şeye bayıldım. Gerçekten de bazı kitaplar bitmez; sadece başka bir biçime dönüşür. Sarı Yüz tam olarak bunun romanı. Bir hikâyenin bittiğini sandığımız yerde, başka bir hikâye daha rahatsız edici, daha çıplak bir hâlde yeniden başlıyor.
“Okumalı mıyım?” soruna net olayım: kesinlikle evet. Özellikle okuma grubu içinde olduğunuz için bu kitap daha da anlamlı olur. Çünkü bu roman yalnızca bir hikâye anlatmıyor; arkasındaki yayıncılık dünyasını, pazarlama dilini, editöryal müdahaleleri, “hangi hikâye satılır? Ve elbette okurlar ve düşünceleri .” hesaplarını da gösteriyor. Yazarı kutsal bir varlık gibi değil; zaafları, korkuları, hırsları olan bir insan olarak görüyorsun.
Bir de şunu dürüstçe söyleyeyim: Biz burada (1000Kitap’ta) yazıyoruz, yorum yapıyoruz; muhtemelen birçok yazar da girip kendisi hakkında yazılanları okuyor. Sen de yazan birisin. O yüzden bu kitabın üzerine dokunduğu yer tam da bizim durduğumuz yer. Goodreads yurtdışında neyse, burası da kendi hâliyle o dünya. Burası biraz daha kültürel, biraz daha kaotik, bazen de flört uygulamasına kaçan bir tarafı olsa bile😂 hâlâ bir “kitap alanı”.
Kısacası: Bu kitap okuru okşamaz, dürter. Dürtülmeye hazırsan, kesinlikle oku.