10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2018 28. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2018 21:41
Abbas Sayar’ın Yılkı Atı uzunca bir hikâye. Yılkı at, başıboş bırakılmış at demek. Yazar ustaca, bu konuda hiçbir şey bilmeyen okuyucusunu aydınlatıyor. Üç türlü olurmuş yılkılıkları: İki türlüsü can yongası, bir türlüsü gözden çıkmışı, hesaptan düşülmüş, defterden silinmişi… Abbas Sayar'ın  Yılkı Atı'nı okurken Anadolu buram buram yanı başımda kokmaya başladı. Yaşar Kemal tatı da vermesi ayrı bir tat. İmgesel anlatımla insanlara gönderme yapan bir eser. Nankörlük, sadakat, özlem, ayrılık, yalnızlık ve tek başına güçlü olmak hepsi birbiri içinde eriyip gitmekte. "Öldürmeyen her darbe güçlendirir." Yılkınınnl hikayesi tamda burada başlamakta. Bir atın gözden düştükten sonra kış vakti tek başına yılkıya bırakılması ne acı. İnsan o sayfaları okurken kendini çok kötü hissetmekte. 1970'li yılların Anadolu'suna baktığımızda bu durum o dönem için yaygın bir görüş. Ama ne olursa olsun okurken insan kabullenemiyor. Kitabın anlatımına gelirsek : Romanın ana karakteri olan Dorukısrak dünyaya geldikten sonra oldukça güçlü ve hızlı bir at olur. Yarışlara katılır ve hepsini kazandırarak sahibi İbrahim’i mutlu eder. İbrahim de en sevdiği atını kimseye satmaz. Fakat zaman Dorukısrak’ı da etkiler ve yaşlandıkça at gücünü ve hızını kaybetmeye başlar. Dorukısrak artık gözden düşmüş ve İbrahim’in beklentilerine cevap veremez olmuştur. Çetin kış kapıda ve hayvan yemi az olunca kısrağın gitmesi en doğrusu olacağına karar verir. Atın artık yılkıya gönderilme zamanı gelmiştir ve oğullarını görevlendirerek atı uzak bir tepeye götürüp bırakmalarını ister. Fakat Dorukısrak evin yolunu bulur ama bir türlü ahırın kapısını açamaz. Onu gören İbrahim kızar ve atı tekrar uzaklara gönderir. Ama Dorukısrak yine geri döner. Bunun üzerine İbrahim daha da kızar ve Dorukısrak’ı bir güzel döver. Dorukısrak artık bir evi olmadığını anlıyor ve oradan uzaklaşmaya karar veriyor. Bu sırada da kendi gibi yılkıya bırakılan dişi at Çılkır ile tanışır. İkili bundan sonra birbirine destek olmaya karar verir ve yollara birlikte düşerler. Zamanla diğer yılkıya bırakılmış atlar ile de tanışırlar. Kışın gelmesi ile birlikte at sürüsüne kurtlar saldırır, atlar bu saldırıyı geriye püskürtürleer. Kış ile birlikte açlık başlıyor ve atlar bitkin düşmeye başlıyor. Açlıktan dolayı iyice hastalanan ve bitkin düşen Dorukısrak at arabası izlerini görüyor ve bu izleri bir umutla takip ederek köye kadar iner. İlk gördüğü ahıra sığınmaya çalışıyor fakat kapısını yine açamıyor. Atın halini gören Hıdır Emmi atı himayesine alır ve ona kış boyunca bakmaya başlar. At sürüsüne yine kurtlar saldırır ve Çılkır bu saldırıda ölür. Bundan habersiz olan Dorukısrak tüm kışı iyileşerek geçirir. Baharın gelmesi ile birlikte İbrahim Dorukısrak’ı bulmak için yollara düşer. İbrahim ovada Dorukısrak’ı bulunca tayı da annesinin yanına gönderir. Böyle yaparak kendince Dorukısrak’ı geri getirebileceğini düşünür lakin Dorukısrak tayıyla birlikte koşarak kaçmayı başarır. Bunun üzerine İbrahim daha da sinirlenir ama elinden bir şey gelmez. Tüm aramalarına rağmen bir daha Doğukısrak’ı ve tayını bulamaz.
Edebiyat
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
··
16 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
birkitapbirilktir
Gönderi Sahibi
Bu güzel yorumunuzla insanı geçmişe götürdünüz, teşekkürler. Hayatın her alanında atlarla yaşam vardı, modern hayatla birlikte her şey yitti gitti. Sevgiyle kalın.
Atların, artlarında aç kurtlar bir kaçışları vardı ki, asla unutamaz insan. Benim çocukluğumda faytonlar vardı Anadolu'da. Taksilerin görevi onlarındı. Her köşe başında burunlarında soluyan atlar ve arkalarında deri kaplı arabalar olurdu. Hacı Murat çıktı, atlat da faytonlar da gitti. Yaşar Kemal der ya hani, "O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler," diye. Demirciler Çarşısı Cinayeti'nin giriş cümlesidir. Kaleminize sağlık efendim.