Gönderi

ÇOCUK ŞUBE, POLİS, AHLAK POLİSİ HER KİMSE GELSİN ALSIN
4/10
·211 syf.··
2025 10. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2025 14:50
!! Spoiler !! Hayretler içerisinde okudum çoğu olumlu incelemeyi; açıkçası bu yorumlar karşısında oldukça şaşkınım. Orhan Pamuk’un okuduğum ilk kitabıydı Kırmızı Saçlı Kadın ve yaşadığım hayal kırıklığını iliklerime kadar hissettim. 2016 yılında yazılmış olmasına rağmen olay örgüsü adeta Yeşilçam filmlerini andırıyor. Akıcı olduğuna da kesinlikle katılmıyorum; okurken fazlasıyla sıkıldım ve bitmesini dört gözle bekledim. Kitabın sonlarına doğru karakterleri artık daha yakından tanıdığımız ve sonunun nasıl bağlanacağını merak ettiğimiz için bir nebze daha hızlı okunuyor—sonu tahmin edilebilir olsa bile, insan yine de “nasıl bitirmiş?” diye merak ediyor. Ancak bunun dışında özellikle kitabın başı, sanki Rus romanlarındaki gibi 3–5 ruble kazanmak için gereksiz yere uzatılmış gibiydi. Verilen detayların hiçbir önemi yoktu ve aklımızda kalan soruların çoğu da cevapsız kalan sorulardan ibaretti. Örneğin, Mahmut Usta neden Cem’in tiyatroya gitmesine bu kadar karşıydı? Kendisi de gidiyordu. Bunun cevabının okuyucuya bırakılmasının ne gibi bir anlamı vardi? Kitap boyunca pek çok noktada bu tür havada kalan başlıklar vardı. Ayrıca Kırmızı saçlı kadının bir erkek tarafından yazıldığı çok belli. Karakter adeta cinsel bir obje olarak lanse ediliyor; ardından yalnızca “anne” kimliğiyle tasvir edilmeye devam ediliyor. Kadınlığını, iç dünyasını, duygularını asla derinlikli bir şekilde göremedik. Yüzeysel birkaç bilgi dışında ete kemiğe bürünmüş bir karakter değildi. Ayrıca inceleme yapan pek çok kişinin yaş farkına hiç değinmemesini kınıyorum. Bu gerçekten rızaya dayalı olabilecek bir durum mu sizce? Cem daha 16 yaşında bir ERGEN, yani bir çocuk. 18 yaşına gelene kadar cinsel anlamda yaşadığı veya tanık olduğu her şeyin onu derinden etkileyeceği çok açık; nitekim etkilendiğini de gördük. Buna rağmen Kırmızı Saçlı Kadın’ın kitap boyunca bir kez bile pişmanlık duyduğunu görmedik. Üstelik birlikte olduğu çocuk, bir zamanlar deliler gibi âşık olduğu eski sevgilisinin oğlu. Böyle bir iğrençlik olabilir mi Allah aşkına? Sanırım Orhan Pamuk destanlardan ve efsanelerden fazlasıyla etkilenip bu kitapta da bunlara yer vermek istemiş. Cem’in Oidipus takıntısı da bunun bir uzantısı. Gülcihan’ın dediği gibi: “Eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur, efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir.” Cem de bunu takıntı hâline getirdi ve kendi mezarını kendi kazmış oldu bir nevi. Mahmut Usta’nın öğüdünü dinleyip o tiyatroya gitmeseydi… Yani tıpkı Oidipus öyküsündeki gibi kral, kehaneti ciddiye alıp oğlunu uzaklaştırtmasaydı belki de oğul büyüyüp annesiyle evlenmeyecek ve onu öldürmeyecekti. Aynı şekilde Cem de ustasını dinleyip tiyatroya gitmeseydi belki Kırmızı Saçlı Kadın’la bu kadar yakın olmayacak, ustasını ölüme terk etmeyecekti. Kısacası, kitap baba–oğul çatışması üzerine kurulu bir konuya sahip olsa bile, anlatımı çok yavan buldum. Bir mesaj verilmek istenmiş fakat o kadar zorlama bir şekilde kurulmuş ki okurken insanı bıktırıyor. Karakterlerin duygularının aktarımı da bir o kadar yapay; iç dünyaları sanki zorla yazılmış, gerçeklikten uzak ve yüzeysel. Kırmızı Saçlı Kadın Orhan Pamuk
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,1bin okunma
·
143 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.