·198 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Aralık 2025 00:00 Kitabın son sayfasını kapattığımda odadaki sessizliğin ne kadar ağırlaştığını tarif etmem zor. Bazı kitaplar vardır; okurken sizi heyecanlandırır, bazıları güldürür, bazıları ise Çizgili Pijamalı Çocuk gibi boğazınızda yutkunamadığınız koca bir yumru bırakır. John Boyne’un bu eseri, sadece bir çocuk kitabı değil; insanlığın vicdanına tutulmuş, çocuksu ama bir o kadar da sarsıcı bir ayna.
Kitabın en etkileyici yanı, II. Dünya Savaşı’nın o korkunç atmosferini, Nazi Almanya’sının dehşetini bize 9 yaşındaki bir çocuğun, Bruno’nun gözünden anlatması. Bruno, Berlin’deki konforlu evinden ayrılıp, babasının "işi" nedeniyle "Out-With" (Bruno’nun Auschwitz'i telaffuz ediş şekli) denilen kasvetli bir yere taşındığında, ne biz okurlar kadar bilgili ne de yetişkinler kadar önyargılı.
O sadece evinin önündeki o uçsuz bucaksız tel örgüleri ve arkasındaki "çizgili pijama giyen insanları" merak ediyor. Onun bu naifliği, okurken kalbimi defalarca kırdı. Çünkü biz o tel örgülerin arkasında ne olduğunu, o bacalardan tüten dumanın ne anlama geldiğini az çok biliyoruz; ama Bruno bilmiyor. Bu bilgisizlik, hikayeyi çok daha trajik bir hale getiriyor.
Bruno’nun, tel örgülerin diğer tarafında oturan Shmuel ile kurduğu dostluk, kitabın kalbini oluşturuyor. Biri komutanın oğlu, diğeri toplama kampındaki bir esir. Ama onlar için bu sıfatların hiçbir önemi yok. Onlar sadece top oynamak isteyen, sohbet etmeye aç iki çocuk.
Yazar, dostluğun ve masumiyetin, yetişkinlerin kurduğu o nefret dolu dünyadan ne kadar üstün olduğunu o kadar zarif işlemiş ki... Shmuel’in çaresizliği ve Bruno’nun saflığı arasındaki o tezat, okurken insanın içine işliyor.
Bu kitabı okurken zihnim ister istemez günümüze, bugün dünyanın gözü önünde yaşananlara kaydı. Dürüst olmak gerekirse, bu kitabı okumak şu dönemde insana çok daha karmaşık duygular yaşatıyor. Bugün haberleri açtığımızda, İsrail devletinin politikalarıyla Filistin'de yaşanan o korkunç yıkımı, çocukların ölümünü ve günümüz Yahudilerinin (veya yönetiminin) uyguladığı o zalimce şiddeti görüyoruz. İnsanın içi öfkeyle doluyor, "Zulme uğrayanlar nasıl zalime dönüştü?" diye sormadan edemiyorsunuz. Şu an yapılanların hiçbir insani açıklaması yok, bu bir gerçek.
Ancak bu kitap bana şunu bir kez daha hatırlattı: Tarih, toptancı bir yaklaşımla, öfkeyle veya intikam hissiyle okunamaz.
Bugün yapılanların zalimce olması, o dönemde Shmuel gibi masum çocukların, kadınların ve sivillerin yaşadığı soykırımı, o korkunç acıları haklı çıkarmaz. Bir zulüm, başka bir zulmü aklamaz. O gün o gaz odalarında can veren masumiyet ile bugün bombalar altında can veren masumiyet aynıdır. İnsanlık, "Ama onlar da şimdi bunu yapıyor" diyerek geçmişteki o büyük trajediyi, o çocukların yaşadığı cehennemi görmezden gelemez.
John Boyne bize tam olarak bunu gösteriyor: Nefretin kazananı yoktur, sadece kurbanları vardır. Dün kurban olanların torunlarının bugün zalimleşmesi, dünün acısını hafifletmiyor; sadece insanlığın ders almadığını yüzümüze vuruyor.
Kitapla ilgili spoiler vermekten özellikle kaçındım çünkü o son... O sonu herkesin kendi yüreğinde hissetmesi gerekiyor. Çizgili Pijamalı Çocuk, bittiğinde sizi ağlatabilir, günlerce etkisinde bırakabilir.
Eğer hala okumadıysanız, bu hüzünlü hikayeye bir şans verin. Sadece tarihi bir roman olduğu için değil, masumiyetin tel örgülerle çevrili dünyamızda ne kadar kırılgan olduğunu hatırlamak için okuyun.
Herkese bol kitaplı günler ve keyifli okumalar diliyorum.