·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Aralık 2025 01:11 Nermin Yıldırım'ın Dokunmadanı, insanı en savunmasız yerinden yakalayan o nadir romanlardan biri. Ölümle yüzleşen bir kadının, Adalet'in hikayesi üzerinden, hayatın en temel sorusunu soruyor: Dokunarak mı yaşamalıyız, yoksa dokunmadan, incinmeden geçip gitmek mi daha güvenli? Kitap boyunca bu soru, sessiz bir çığlığa dönüşüyor ve okuru kendi hayatıyla hesaplaşmaya zorluyor.
Romanın en çarpıcı yanı, insanın kendiyle ve dünyayla kurduğu mesafeyi sorgulatması. “Öleceğimi öğrenince çok şaşırdım” cümlesiyle başlayan yolculuk, aslında hepimizin bildiği ama kabul etmek istemediği bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Ölüm her zaman beklenmedik. Adalet’in bu şaşkınlığı, “Ne yaşayanlar anlardı beni, ne de ölüler işitebilirdi” diye devam ediyor; yalnızlığın en derin halini anlatıyor. İnsan, ne tam yaşıyor ne tam ölü, arada bir yerde, dokunamadan, dokunulmadan.
Kitap, zamanın acımasızlığını da unutulmaz bir şekilde işliyor. “Geçen zaman sadece hayatımın değil, koca mahallenin de içine etmişti. Bir tür soygun ganimetiydi nihayetinde zaman. Yağmalanmış bir şey.” Bu satırlar, zamanın nasıl sessizce her şeyi çürüttüğünü, bizi tükettiğini öyle güzel anlatıyor ki, okurken durup kendi ömrünüzü sorguluyorsunuz. Zaman her şeyin ilacı değil; “Zaman her şeyin ilacı derler... bu da külliyen yalan.”
Aşk, sevgi, özlem ve güven temaları ise romanın kalbi. “Siz tek birinin sıcaklığının peşindeyseniz, koca dünya sarıp sarmalasa ne fayda! Üşümekten kurtulamazsınız.” Ya da “Başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim.” Bu cümleler, incinmekten korktuğumuz için kendimizi nasıl kapattığımızı, nasıl kendi kendimize zarar verdiğimizi gösteriyor. Aşk ise bir oyun: “İlk aşık olan kaybeder.”
Dokunmanın, bağ kurmanın hem en büyük arzumuz hem en büyük korkumuz olduğu çok güzel işlenmiş. “Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum.” Bu satırlar kitabın en yürek burkan, aynı zamanda en umut verici kısmı. Çünkü korka korka yaşamak, aslında hiç yaşamamak demek. “Bu dünyadan, ona en az hasarı vererek, erimeye gelmiş bir kar tanesi gibi geçebilmek” istiyor belki kahraman, ama sonunda anlıyor ki asıl hasar, dokunmadan geçmek.
Nermin Yıldırım, sade ama derin bir dil kullanıyor. Alıntıladığı yazarlar Çehov, Balzac, Salinger, Kundera, Orhan Veli ve unuttuğum bir çok yazar ile hikâyeye ayrı bir zenginlik katıyor. Her biri, Adalet’in iç dünyasını tamamlıyor. “Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra” ya da “Sevgi, aşk, özlenmek, bunlar talep edilmez” gibi cümleler, insanın en yalnız haliyle yüzleşmesini sağlıyor.
Sonuç olarak, Dokunmadan sadece bir roman değil, bir ayna. Okurken kendinizi, korkularınızı, kaçırdığınız dokunuşları, söyleyemediğiniz sözleri buluyorsunuz. Bitirdikten sonra uzun süre içinizde bir sızı kalıyor, ama iyi bir sızı. Hayatın ne kadar kırılgan, ne kadar değerli olduğunu hatırlatan bir sızı.
Eğer henüz okumadıysanız, erimeye gelmiş bir kar tanesi gibi geçip gitmeden, dokunun bu kitaba. Pişman olmayacaksınız. Keyifli okumalar..