Savaş Sanatı bana kılıçlardan, ordulardan çok daha fazlasını anlattı. Okurken şunu fark ettim: Asıl savaş, dışarıda yaşadıklarımız değil; nasıl tepki verdiğimiz. Sun Tzu’nun söylediği şey çok net aslında. Her kavga kazanılmak zorunda değil. Her mücadeleye girmek güç değil, bazen zayıflık. Gerçek güç; ne zaman susacağını, ne zaman geri çekileceğini ve ne zaman hamle yapacağını bilmek. Kitap boyunca “bilmek” kavramı tekrar ediyor. Kendini bilmek. Sınırlarını, zaaflarını, güçlü yanlarını bilmek. Çünkü kendini tanımıyorsan, en doğru sandığın hamle bile seni yanlış yere götürebiliyor. Ama kendini tanıyorsan, en zor an bile avantaja dönüşebiliyor. En çok aklımda kalan şey şu oldu: En büyük zafer, savaşmadan kazanılan. Çünkü savaş her zaman bir şeyler alıp götürüyor. Kazansan bile… yorgunluk, kırgınlık, eksilme bırakıyor geride. Bu yüzden Savaş Sanatı bana stratejik olmayı değil sadece; sakin kalmayı, acele etmemeyi ve her duyguyla hareket etmemeyi öğretti. Hayatta herkesle, her şeyle savaşılmaz. Bazı şeyler çözülmez, geçilir. Bu kitap bana şunu hatırlattı: Güçlü olmak, hep ileri atılmak değil. Bazen durmak, beklemek ve kendini korumaktır. Sun TzuSavaş Sanatı