9/10
·374 syf.··
2026 1. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 00:55
Nietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom’un felsefeyi ağırlaştırmadan, insan hikâyesine dönüştürdüğü bir roman. Hikâye, Lou Salomé’nin; Josef Breuer’i, Friedrich Nietzsche’ye yardım etmesi için yönlendirmesiyle başlıyor. Yalom’un amacı, tarihsel doğruluğu birebir yeniden üretmekten ziyade, felsefi bir tarihi kurgu. Yazarın da belirttiği gibi, bu roman bir biyografi olarak değil; psikolojik ve varoluşsal bir kurgu olarak tasarlanmış. Ben ise incelememde -her ne kadar çoğu bilgiyi zaten Yalom kitabın sonunda verse de- karakterlerin tarihsel gerçeklikleri ile romandaki kurgusal temsillerine değinmek istiyorum. 𝗙𝗿𝗶𝗲𝗱𝗿𝗶𝗰𝗵 𝗡𝗶𝗲𝘁𝘇𝘀𝗰𝗵𝗲: Romanda çizilen Nietzsche figürü, birçok açıdan tarihsel gerçeklikle örtüşüyor. Nietzsche, kurguda olduğu gibi gerçek yaşamında da kronik migren, mide rahatsızlıkları ve görme sorunlarıyla mücadele etmiş; bu hastalıklar nedeniyle farklı şehirlerde pek çok doktora başvurmuş. Sürekli fiziksel acı içinde olması, onun yalnızlığını ve umutsuzluğunu derinleştirmiş. Kitapta Nietzsche’nin karamsar, mesafeli ve ketum hâli son bölümler hariç tutarlı bir şekilde işlendi bence; bu yönüyle Yalom’un karakter inşası ikna ediciydi. Bence Nietzsche, kişilik yapısı itibarıyla kalıcı ve güvene dayalı dostluklar kurmaya yatkın bir figür değildi. Aşırı içe dönüklüğü, keskin yargıları ve insanlarla arasına koyduğu mesafe, onu hem yalnızlaştırmış hem de ilişkilerinde kırılgan hâle getirmişti. Buna rağmen hem kitapta hem gerçekte Paul Rée ile kurduğu dostluk, Nietzsche’nin nadir istisnalarından biri olarak görülebilir; bu ilişki daha çok entelektüel bir yakınlığa dayanıyormuş. Ancak Lou Salomé’nin bu ikilinin arasına girmesiyle söz konusu bağ da kısa sürede dağılmıştır. Romanda çok kısa bir yerde değinildiği üzere Nietzsche’nin Richard Wagner ile olan ilişkisi de bir başka hayal kırıklığı. Gerçek hayatta Nietzsche, Wagner’i uzun süre bir idol olarak görmüş; ancak Wagner’in Alman milliyetçi, otoriter ve Hristiyanlığa yakınlaşan tavrı, Nietzsche’nin düşünsel dünyasında derin bir kopuşa yol açmıştır. Bu kırılma, romanda “ihanet” hissiyle aktarılıyor. Bu bağlamda Nietzsche’nin romanda Josef Breuer ile kurduğu dostluk ve güven ilişkisi, tarihsel kişiliği düşünüldüğünde yazarın da dediği gibi tartışmalıdır. Nietzsche’nin gerçek hayatta insanlarla derin ve kalıcı bağlar kurmakta zorlanan yapısı göz önüne alındığında, Breuer ile kısa sürede gelişen bu yakınlık yani bir anlatı unsuru. Nietzsche’nin Lou Salomé ile yaşadığı duygusal yakınlaşma, evlilik teklifi ve ardından gelen reddediliş. Gerçek hayatta da Lou Salomé’nin Nietzsche’yi reddettiği bilinmekte. Bu hayal kırıklığının, Nietzsche’nin kadınlara dair söylemlerinin sertleşmesinde etkili olduğu söylenebilir; ancak bu tutumu yalnızca Lou Salomé’ye indirgemek eksik kalır. Nitekim babasının erken vefatının ardından Nietzsche, başta ablası Elisabeth olmak üzere, çevresinde otoriter ve yönlendirici kadın figürlerin hâkim olduğu bir yaşam sürmüş. Bu deneyimlerin, onun kadınlara yönelik genelleyici ve sert dilini besleyen arka planlardan biri olduğu düşünülebilir. Nietzsche’nin kadınlara dair sert ve rahatsız edici söylemleri, onu kolayca “kadın düşmanı” etiketiyle anmaya yol açsa da bu tavır tek bir nedene indirgenmemeli. Lou Salomé ile yaşadığı hayal kırıklığı tabi kii bu dili keskinleştirmiştir. Kadınları hedef alırken çoğu zaman bireysel kadınlardan ziyade, zayıflık, bağımlılık ve boyun eğme gibi kavramlara saldırmış. Bu durum söylemini asla mazur kılmıyor; fakat onu salt kişisel bir öfke patlaması olarak değil de kendi iç çatışmalarının ve yaşadığı dönemin düşünsel kodlarının bir yansıması olarak görülebilir. 𝗝𝗼𝘀𝗲𝗳 𝗕𝗿𝗲𝘂𝗲𝗿: Roman boyunca en zor sevdiğim karakterlerden biri. Özellikle hipnoz sürecine gelene kadar, on dört yıllık evliliği boyunca ne iyi bir eş ne de iyi bir baba profili çizdi. Okurken ister istemez insanın kafasında şu soru beliriyor: Hayatın belli bir yöne evrilmiş olabilir; bunu bilinçli olarak seçmemiş olsan bile, başkalarının hayatını bu denli etkilemeye değer miydi? Yalom, Breuer’i tam da bu etik sorgunun merkezine yerleştirmiş. Gerçek hayatta da Breuer, romanda anlatıldığı gibi fizyoloji ve sinir hastalıkları üzerine çalışan saygın bir hekimmiş. Özellikle sinir sistemi alanındaki çalışmalarıyla tanınıyormuş. Bununla birlikte, psikanalizin temellerini atan isimlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu noktada belirleyici olan, literatüre “Anna O.” vakası olarak geçen Bertha Pappenheim’dır. Breuer, her ne kadar bir sinir hastalıkları uzmanı olsa da, Bertha ile yürüttüğü tedavi sürecinde ruhsal rahatsızlıkların konuşma yoluyla hafifleyebileceğini fark eder; bu keşif, daha sonra Freud tarafından sistematik hâle getirilecektir. Tam olarak romanda olduğu gibi olmasa da gerçek hayatta da Breuer, Sigmund Freud ile yakın bir ilişki kurmuş ve vaka sürecini ayrıntılarıyla onunla paylaşmış. İkili, daha sonra “Histeri Üzerine Çalışmalar” adlı eseri birlikte yayımlamış; bu kitap psikanalitik düşüncenin ilk metinlerinden biri sayılıyor. Ancak Bertha vakası, etik açıdan tartışmalı bir noktaya evrilmiş. Freud’un Stefan Zweig’e aktardığı iddialara göre, Bertha’nın Breuer’e karşı yoğun bir duygusal bağ geliştirdiği ve sahte bir hamilelik hezeyanı yaşadığı öne sürülür. Bu iddialar kesin olarak kanıtlanmış değildir; ancak Breuer’in bu süreçten sonra Bertha’nın doktorluğunu bırakması tarihsel bir gerçektir. Breuer’in Bertha’ya karşı romantik duygular besleyip beslemediği ise bilinmemektedir. Freud’un, biyografisini yazan Ernest Jones’a aktardığı bilgilere göre, Breuer ile Bertha arasında yaşananlara dair kesin kanıtlar bulunmasa da, etik açıdan sorunlu olabilecek bazı ihtimallerden söz edilir. Yalom, romanda bu belirsiz alanı bilinçli biçimde genişleterek Breuer’i bastırılmış arzularıyla yüzleşen bir karakter hâline getirmiş. Ayrıca romanda Breuer’in annesi ve kızının adının Bertha olması tarihsel olarak da doğrudur. Eşi ile olan ilişkisi için Mathilda karakterinde ayrı bir paragraf açacağım. 𝗟𝗼𝘂 𝗦𝗼𝗹𝗲𝗺𝗲: Kendisi hem kurguda hem gerçekte çağına göre oldukça özgür ruhlu bir kadın ve bağlanan biri değil. Tarih boyunca birçok kişi ile ilişkisi olduğu bilinmekte. (Freud’la romantik ilişkisi olduğuna dair sağlam bir kaynak yoktur, daha çok entelektüel bir yakınlıktır). Doğrusu Lou'yu da sevemedim her ne kadar o dönem kadınlara karşı sıkı bir tavır takınılmış olsa da fikrimce insanların duyguları ile oynamamalıydı. Lou, evliliği kadının resmi olarak bir erkek için “itaat etmesini” ve toplumsal olarak köleleştirilmesini kabul etmesi olarak görüyormuş; bu yüzden hiçbir zaman geleneksel evlilik kurumuna sıcak bakmamış. Aslında 1880'li yıllarda kadınların haklarına baktığımızda kabul edilebilir bir görüş. Dönemin Almanya’sında kadınların toplumsal konumu oldukça kısıtlıydı. Kadınlar çoğunlukla ev işleri, çocuk bakımı ve ev içi rollerle sınırlandırılmıştı; eğitim hakları son derece sınırlıydı ve üniversiteye kabul edilen kadın sayısı neredeyse yok denecek kadar azdı. İş hayatına katılımları kısıtlıydı ve çoğu düşük ücretli, düşük prestijli görevlerle yetinmek zorundaydı. Hukuken de kadınlar büyük ölçüde erkeğin kontrolü altındaydı: mülkiyet hakları sınırlıydı, evlilik kadının toplumsal ve hukuki bağımlılığını meşrulaştırıyor, boşanmak ise çoğunlukla kadına ağır yaptırımlar getiriyordu; çocuk velayeti de genellikle erkeğe aitti. 19. yüzyılın sonuna doğru kadın hakları hareketleri başlamış olsa da hâlâ sınırlıydı; kadınlar okuma-yazma, üniversite eğitimi, bazı meslekler ve oy hakkı için mücadele ediyordu. Bu ortamda Lou gibi entelektüel ve bağımsız kadınlar, sadece kendi özgürlüklerini savunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal normlara meydan okuyarak toplumun tepkisiyle de karşı karşıya kalıyordu. Felsefe, bilim ve edebiyat alanında kendini göstermeye çalışan kadınlar çoğu zaman küçümseniyor ve erkeklerle eşit şartlarda rekabet edemiyordu; tüm bunlar Lou’nun cesur ve özgür duruşunu daha da anlamlı kılıyor bence. Kitapta geçen kırbaçlı bir fotoğraf var şöyle anlatılıyor: "Lou Salomé'nin elindeki küçük kırbacı sallayarak üzerinde diz çöktüğü arabanın önünde iki erkek duruyordu. 'Öndeki bıyıklı yukarıya doğru bakan adam; işte Nietzsche o diğeri de Paul.'" Hızlı okuduğumdan olsa gerek erkekleri yerde diz çökmüş olarak okuyup şöyle bir fotoğraf hayal etmiştim: hizliresim.com/sksiqzu Gerçek olmasına asla ihtimal vermediğim resim gerçekmiş ve şu şekildeymiş: hizliresim.com/ashi9sc Bu görüşlerle asla evleneceğini düşünmeyeceğimiz Lou Salomé, 1887’de Friedrich Carl Andreas ile evlenmiş. Ancak bu evlilik, romantik bir aşk veya geleneksel bir aile kurma amacı taşımıyormuş; Lou için evlilik, özgürlüğünü kaybetmeden güvenli ve karşılıklı saygıya dayalı bir yaşam sürdürebileceği bir düzen sağlayan anlaşmaymış. Evliliği, entelektüel ve akademik hayatını engellemeden sürdürmesine imkân vermiş ve biyolojik çocuk sahibi olmamış. Ancak bazı biyografi anlatımlarında, Lou’nun eşi Friedrich Carl Andreas’ın hizmetçisiyle olan ilişkisi sonucunda bir kız çocuğu dünyaya geldiği ifade ediliyor. Bu çocuk Lou’nun biyolojik çocuğu değil, eşinin bir başkasından olan çocuğu olarak aktarılıyor. Lou’nun bu durumu nasıl karşıladığına dair kaynaklar bazen farklı anlatımlar sunsa da genel kanı, Lou’nun çocuğu ailesinden biri gibi gördüğü. Kendisinin daha önce Ruth kitabını okumaya başlamış fakat konusundan oldukça rahatsız olup yarım bırakmıştım. Tekrar okumaya çalışacağım. 𝗕𝗲𝗿𝘁𝗵𝗮 𝗣𝗮𝗽𝗽𝗲𝗻𝗵𝗲𝗶𝗺(𝗔𝗻𝗻𝗮 𝗢.): Bertha Alman Yahudi bir kadın ve feminist hareketin öncülerindendi. Psikanaliz tarihine, “Anna O.” vakası üzerinden girdi; bu vaka, Josef Breuer ve Freud’un erken çalışmalarının temel taşlarından biri. Genç yaşta histeri ve psikolojik sorunlar nedeniyle Breuer’in tedavisine başvurmuş ve konuşma terapisi yöntemi uygulanmış; bu deney, Freud’un psikanalizi kurarken ilham kaynaklarından biri olmuş. Gerçek hayatta Bertha, tedavi sonrası kadınların eğitimi, sosyal hakları ve yardım çalışmalarıyla ilgilenmiş, bağımsız ve entelektüel bir figür olarak tanınmıştır. Kraliçenin resmini şöyle bırakayım: hizliresim.com/65gdxgp Kitapta ise Bertha, psikanalizin doğuşunu dramatik biçimde göstermek için kullanılmış; hikâyede daha çok “psikanalizi tetikleyen karakter” olarak ön plana çıkıyor. Kendi yaşamını veya kendisinden ilham alınan kişilerin yaşamını ele alan bir çok eser mevcut. ( Anna O, The Enigma of Anna O. — Melinda Given Guttmann, The Secret Mind of Bertha Pappenheim — Gabriel Brownstein, Saving Lucia — Anna Vaught... ) 𝗦𝗶𝗴𝗺𝘂𝗻𝗱 𝗙𝗿𝗲𝘂𝗱: Kitapta çok fazla karşımıza çıkmasa da önemli bir kişi olduğu için değinmek istedim. Bazı kaynaklara göre Josef ile çok yakın bir ilişkileri vardı. Bazı kaynaklara göre ise kendisi kitapta olduğu gibi Breuer'in adeta ailesinden biri gibi değildi. İlişkileri mesleki düzeyde karşılıklı saygı içindeydi. Zaten bir süre sonra fikir ayrılıklarından ötürü yolları ayrılmış. Breuer, Studies on Hysteria kitabından sonra psikanalizin gelişimini Freud kadar ileri götürmek istememiş. Özellikle kitapta da karşımıza çıkan Freud’un biliçdışı (unconscious) merkezli kuramlarına yaklaşımı Breuer için fazla radikal kalmış. Freud, psikanalizi bir disiplin olarak kurmak ve yaymak istemiş ama Breuer bu kadar sistematik ve kurumsal bir yaklaşımı benimsememiş akademik ve profesyonel olarak daha serbest kalmak istemiş. 1895 sonrası, Breuer’in psikanalizle ilgisi büyük ölçüde son bulmuş, Freud ise tek başına kuramı geliştirmeye devam etmiş. Daha sonrasında bu çalışmaları sayesinde 1930 yılında Goethe Ödülü'ne layık görüldü. Freud’un çalışmalarında Josef Breuer’in katkısı büyüktür; özellikle Anna O. vakası ve birlikte yayımladıkları Studies on Hysteria çalışması, psikanalizin temellerini atmada belirleyici olmuştur. Ancak Freud’a verilen Goethe Ödülü, sadece Freud’un kendi kuramsal ve bilimsel üretimi için verilmiş olup Breuer’e paylaşılmamıştır. Gerçi ödül verildiğinde Breuer öleli 5 sene olmuştu ama olsun. Bu ödül, Freud’un psikanaliz aracılığıyla hem psikolojiye hem de kültürel düşünceye bıraktığı mirası onurlandırmıştır. Kitapta nişanlısı Martha'ya sıkı sıkıya bağlı olan Freud gerçekte de böyle miydi bilmiyorum. Ama ikisinin evliliği ömür boyu sürdü. 𝗠𝗮𝘁𝗵𝗶𝗹𝗱𝗮 𝗕𝗿𝗲𝘂𝗲𝗿: Kendisi Josef Breuer’in eşi. Açıkçası çok araştırdım, fakat kitapta anlatıldığı gibi aralarında belirgin bir soğukluk olduğunu göremedim. Josef’in Bertha ile olması gerekenden fazla ilgilenmesi ve evde sürekli ondan bahsetmesinden ötürü Mathilda doğal olarak kıskançlık yaşamış; ancak bu durum, tarihsel bağlamda aralarındaki sorunları “normal evlilik sorunları” seviyesinde tutmuş. Kitaptakinin aksine gerçekte Josef genellikle iyi bir eş ve baba olarak tanınmış. Disiplinli, sorumlu ve aileye bağlı bir insanmış; tarihî kaynaklar onu saygılı ve görevine bağlı biri olarak gösteriyor. Mathilda hakkında fazla bilgi bulamamış olsam da kitap üzerinden kendisini yorumlamak istedim. O da Josef gibi bu evliliğe zorlanmış, hayatı başkaları tarafından çizilmişti. Kadın olarak yapamadığı yüzlerce şey vardı, kadın olarak toplumun ona uydurduğu bir kılıf vardı ve buna uymak zorundaydı. Buna rağmen Josef gibi sorumluluklarından kaçmayıp hem iyi bir eş hem de iyi bir anne oldu. Galiba bundan dolayı çok az görünmesine rağmen en çok bağlandığım karakter oldu. İnceleme yazmaya karar verdiğimde kitap hakkında değil karakterler hakkında yazmaya karar vermiştim fakat yine de şunları belirtmek istiyorum: Kitap boyunca kitabın içinde gibiydim Nietzsche ve Breuer diyaloglarında sanki odanın bir köşesinde ben vardım; yaptıkları, konuştukları şeylere bizzat şahit olmuş gibiydim. Sık sık kitabı kapatıp kendimi sorguladığım oldu. Kendimi kaybolmuş hissettiğimde kitaplıktan alıp alıntıladığım yerleri okuyacağım bir kitap olacak. Benim çok beğendiğim bir kitap oldu okumanızı öneririm!!
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
··
1.756 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hemen herkes işini gücünü bırakıp kitaptan daha fazla sevdiğim bu incelemeye bakabilir mi lütfen?? Teşekkürler.
elif
Gönderi Sahibi
slk😭😭 yerim
massssssaaaalllah kaydedeyim de kitabı okuduktan sonra okuyayım
elif
Gönderi Sahibi
🥺💞
Çok güzel yazmışsın hemen alıp okuyasım geldi✍️🏻✍️🏻
elif
Gönderi Sahibi
HEMEN OKU KONUŞALIM🥺
Hepsini ne kadar güzel detaylandırmışsın 🥹 okudukça en kısa sürede alasım geldi alıp okuyup buraya tekrar döneceğim. Kalemine sağlık incelemen için müteşekkiriz💌
elif
Gönderi Sahibi
bekleriz efendim asıl ben teşekkür ederim🤭🤭
Kitabi lisedeyken okumustum ama Wagner adini hic hatirlayamadim ustun koru bi baktim kitaba ama goremedim😭 Zaten tekrar okuyacaktim ama daha erkene cekmem lazim galiba.. Kalemine saglik cok guzel yazmissinn💚
elif
Gönderi Sahibi
kitapta ayrıntılı anlatılmıyor kii. ilk sayfalarda ismen geçiyor ve son bölümlerde Josef ile konuşurken Nietzsche üç ihanete uğradığını bunlardan ilkinin Wagner olduğunu söylüyor sadece. ve teşekkür ederimmm💗