Evet bu okuma 3. okumam oldu. En sonunda bir şeyler yazabildim :) 10 yıl önce okumuşum bu romanı, sonrasında 5 yıl önce kitap kulübü etkinliği için okumuşum ve şimdi tekrardan Kaan Öztekin (Kaan Ö.) çevirisi ile okudum. Öncelikle çeviri oldukça başarılı. Kaan’ı bu yönden tebrik etmek gerekiyor. Böyle bir romanı çevirmek oldukça zor olsa gerek.
Romana gelecek olursak, bu roman, klasik roman anlayışını bilinçli olarak reddeden bir eserdir. Unamuno bu eserinde yalnızca bir hikaye anlatmakla kalmaz; insanın varoluşunu, özgürlüğünü, yazgısını ve Tanrı karşısındaki konumunu sorgular. Sis, yazarın “nivola” adını verdiği türün en önemli örneklerinden biridir ve bu yönüyle Unamuno’nun edebiyat anlayışını anlamak açısından merkezi bir yere sahiptir.
Unamuno’nun bu romanı edebiyat dünyasına, klasik anlayışa aslında bir başkaldırıdır. Unamuno, Sis için özellikle “roman” demek istemez ve eseri bir nivola olarak adlandırır. Bu kavram, geleneksel romanın olay örgüsü, zaman-mekan düzeni ve psikolojik derinlik iddiasına karşı bir duruşu temsil eder. Nivolada önemli olan olaylar değil, düşünceler, varoluşsal çatışmalar ve karakterlerin bilinç hâlleridir.
Bana göre Unamuno’nun nivola anlayışı, onun felsefi yönüyle doğrudan bağlantılıdır. Yazarın bu felsefi yönünü Yaşamın Trajik Duygusu’nda (Yaşamın Trajik Duygusu) daha net görebilirsiniz. Yazar, insanın mantıklı ve düzenli bir dünyada yaşamadığını, aksine belirsizlik içinde var olmaya çalıştığını savunur. Bu nedenle Sis’te olaylar çoğu zaman dağınık, rastlantısal ve sisli bir atmosfer içinde ilerler. Okur da bu sisin içine çekilir ve kesin cevaplar yerine sorularla baş başa bırakılır.
Kitap önsözüyle sizi şaşırtmaya başlıyor. Kitaba önsöz yazan Victor Goti karakterini, bundan 10 yıl önce kitabı ilk okuduğum zamanlarda önsözü okuduktan sonra araştırmıştım, o kadar gerçekçiydi :) Aslında burada Unamuno’nun düşüncelerini dolaylı olarak dile getiren bir figürdür. Aynı zamanda bu romanda romanın başkahramanı olan Augusto Perez’in de arkadaşıdır ve sıkça karşımıza çıkmaktadır.
Romanın başkahramanı Augusto Perez, bana göre modern bireyin belirsizlik içindeki halinin sembolüdür. Augusto zengin, boş vakti bol ve hayatın temel sorunlarıyla doğrudan yüzleşmek zorunda kalmayan biridir. Ancak tam da bu nedenle varoluşsal bir boşluğun içine düşer.
Augusto’nun en belirgin özelliği kararsızlığıdır. Hayatını kendi iradesiyle mi yoksa başkalarının ve kaderin yönlendirmesiyle mi yaşadığını sürekli sorgular. Eugenia’ya aşık olması bile bilinçli bir seçimden çok, hayatına anlam katma çabasının sonucudur. Augusto, çoğu zaman yaşamak yerine yaşamayı düşünür ve bu da onu pasif bir karakter haline getirir.
Romanın en çarpıcı ve ilk okuduğum zaman şaşırdığım, hayran kaldığım noktası, yazarın yarattığı karakter olan Augusto’nun kitabın yazarı Unamuno ile yüz yüze geldiği sahnedir. Bu sahnede Augusto kendi varoluşunun yazarın kalemine bağlı olduğunu öğrenir. Unamuno, burada yazarı Tanrı konumuna yerleştirirken, karakter aracılığıyla özgür irade sorununu tartışmaya açar. Bana göre bu bölüm, yazar ile karakter arasındaki diyaloglar, karakterin yazarına karşı çıkması vs. nivola anlayışının zirve noktasıdır.
Eugenia, Augusto’nun idealize ettiği bir figürdür ancak gerçekte oldukça gerçekçi ve hatta çıkarcıdır. Müzik öğretmeni olan Eugenia, romantik hayallerden çok maddi güvenceye önem verir. Augusto’nun aşkına mesafeli yaklaşmasının temel nedeni de budur.
Bence Eugenia, Unamuno’nun romantik aşk anlayışına yönelttiği bir eleştiridir. Augusto’nun kafasında yarattığı Eugenia ile gerçek Eugenia arasında büyük bir uçurum vardır. Bu durum, insanın kendi hayallerine aşık olup gerçeği görmezden gelmesini temsil eder.
Aslında bir çok karakter mevcut kitapta ve hepsi ayrı bir şeyi temsil ediyor ancak Orfeo karakterine değinmezsek bu yazı kesinlikle eksik kalır.
Orfeo, Augusto Perez’in sokaktan bulduğu köpeğidir; ancak Unamuno’nun nivola anlayışı içinde bu durum, karakterin yalnızca bir hayvan olarak değerlendirilmesini engeller. Bana göre Orfeo, romanda insanın varoluşsal karmaşasına karşı duran, daha saf ve sezgisel bir bilinci temsil ediyor. Augusto’nun Orfeo ile kurduğu ilişki, onun insanlarla kuramadığı samimi bağı telafi etme çabası olarak da okunabilir. Köpeğiyle konuşması ve onu bir sırdaş gibi görmesi, Augusto’nun iç dünyasındaki yalnızlığı açıkça ortaya koyuyor. Bana göre Orfeo’nun romanın sonunda söyledikleri ise tekrar tekrar okunacak nitelikte bir bölüm.
Sonuç olarak Sis, klasik anlamda bir roman değil, insanın varoluşunu sorgulayan felsefi bir metindir. İnsanın özgür iradesi ile yazgı arasındaki çatışmasını en açık şekilde gösteren eserlerden biridir. Unamuno, bu romanda hem Tanrı’yı hem yazarı hem de insanı aynı anda sorgular. Okur da bu sorgulamanın bir parçası haline gelir ve roman bittiğinde sis tamamen dağılmaz; yalnızca daha fazla düşünmemizi sağlar.