❝Karanlığın içinde çalışıyorlardı, gün ışığı bile onlara yabancıydı. ❞
Sefiller’i okuyanlar bir adım öne çıksın dedim çünkü Jean Valjean kadar olmasa da etkileyici bir baş kahraman geliyor Germinal le; Etienne.
Aynı dönemin aynı sorunlarını, farklı duygularla ele alan iki baş yapıt olduğu için incelememe bu karşılaştırma ile başlıyorum. Kitabı az önce bitirdim; içim hınçla ve hüzünle dolu. Kahramanımız Etienne kadar umutlu değilim maalesef bunları yazarken.
19. yüzyılın Fransa’sında ezilen bir topluluğun (burda ezilmek sadece mecazi bir anlam taşımıyor. Maden altına gerçekten ezilen büyük bir işçi sınıfından bahsediyorum) direniş için ayaklanmasını, ayaklanmanın insanların içindeki canavarı ortaya çıkarmasını, başarısızlıkla sonuçlanan direnişten arta kalanları buz gibi satırlarda Germinal’de okuyacaksınız.
Victor Hugo gibi umutlu değil Emile Zola nın kalemi. Daha soğuk ve daha çarpıcı. O madenin içindeki soğukluk yüzünüze çarpa çarpa bir halkın dramını, sömürüyü ve yoksulluğun en dibini görmek isterseniz inebilirsiniz o madene. Dikkat; çok üşüyeceksiniz!
Natüralizmin bel kemiğini oluşturan eserler arasında başta yer alan Germinal in kurgusunu yazıp spoiler vermeyeceğim. Edebiyatın, insan iradesinin adaletsizlik karşısında geldiği sınırları gözler önüne sermekteki başarısını görmek isteyenler mutlaka bu kitabı okumalı. Maden burda hem romanın ana mekanı hem de o kapkara atmosferi ile bir işçinin hayatını simgeliyor. İnsanlık dışı çalışma koşulları kanınızı donduracak.
“Açlık, insanların yüreğini kemiren sessiz bir hastalık gibiydi”
diyen Emile Zola, yoksulluğun kaçınılmaz bir çöküş olduğunu ifade ederken,
“Yoksulluk suç değildir; ama insanı suça iten bir uçurumdur.”
der Victor HugoSefiller’de. Birinde hep soğuk bir kabulleniş, diğerinde daha insani bir yön vardır bu iki şaheserin.
Germinal’e göre; İnsan, içinde yaşadığı düzenin bir ürününden başka bir şey değildir. Öte yandan Sefiller de “Bir insanı kurtarmak, bir dünyayı kurtarmaktır. Zola, bireyi toplumun belirlediğini savunurken, Hugo, bireyin toplumu değiştirebileceğine inanır. Hangi açıdan bakarsak bakalım, aynı dönemi farklı açılardan ele alan bu iki kitap birbirini tamamlıyor gibi görünüyor bana göre.
Velhasılı kelam, direnişçi duygularınızı yoklamak, adaletsizliğin sessiz çığlığını kulaklarınızda hissetmek ve açlığın insanlara neler yaptırdığını okuyup “insan” olduğunuzu hissetmek isterseniz; madenin kapısında bir işçi sizi bekliyor..
Keyifli okumalar dileyemem çünkü keyfiniz kaçacak!