Nermin Yıldırım ile tanıştığım ilk kitabı #k:74693. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Düşündüklerimin ötesindeydi okuduğum gerçekler. Belki de bu yüzden kalbime sessizce yerleşti bu his.
Türkçenin eşsiz güzelliklerini içinde barındıran bu kitap, kelimeleri adeta dans ettiren diliyle kendi türünde ayrı bir yerde duruyor. Yazar kelimeleri çoğaltmak yerine yüklerini ağırlaştırmayı tercih etmiş.
Nermin Yıldırım dili yüksek sesle konuşmuyor adeta okurla fısıltıyla konuşan bir üslubu var. Okurun zihninde yankı bırakmayı ister gibi. Metni okurken ne olduğundan çok, nasıl hissettiğinde ilgileniyor gibi. Metnin temposu yavaş ama durağan değil. Her şey yerli yerinde, kontrollü, ölçülü...
Biraz da ana karaktere geçelim.
Adalet adı. Aslında ilk adını okuduğumda içimden yazar sanırsam Adalet Ağaoğlu nu çok seviyor olmalı dedim. Sonra araştırdım ki tam tahmin ettiğim gibi.
Adalet yani ana karakterimiz, okurun kolayca sevebileceği bir karakter değil. Mesafeli, içine kapalı, çocukluk travmaları olan birisi. Adalet'in temel sorunu yalnızlık gibi görünsede aslında yalnızlığa alışmış olması. En belirgin özelliği ise insanlarla ve hayatla arasına koyduğu temassızlık hali.
Adalet kendini sevdirmek istemiyor. Okurdan anlayış da talep etmiyor. Onunla kurduğumuz bağ sadece tanıklığa dayanıyor. Onu anlamaya çalışmaktan çok onunla birlikte susuyoruz.
Dokunmadan, okuru etkilemek için çabalamayan kendiliğinden okurun içine yerleşen bir roman. Bu kitap okunduktan sonra bitmeyen aksine kapağı kapattıktan sonra insanın içinde sessizce devam eden cinsten.