Nikolay Gogol ’un Burun öyküsü, edebiyat dünyasının en özgün ve tuhaf eserlerinden biri. Bir sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını, üstelik o burnun dışarıda kendisinden daha yüksek bir rütbede gezdiğini gören bir adamın hikayesini okuyoruz. Kitap genel anlamda oldukça akıcı ve okuması keyifli bir sürece sahip.
Gogol, bu absürt olay üzerinden aslında dönemin Rus toplumundaki rütbe merakını, insanların sadece dış görünüşe ve unvanlara verdiği önemi eleştiriyor. Ana karakterin kendi burnuna bile sadece üniforması yüzünden saygı duyması, sistemin insan kimliğini nasıl hiçe saydığını gösteren ironik bir detay.
Kitaba puanım 7/10. Bunun temel sebebi, kitabın çok kısa olması ve verilmek istenen toplumsal mesajın, olayın absürtlüğünün gölgesinde kalmış olması. Burnun kaçması ve yaşanan tuhaflıklar o kadar ön planda ki, yazarın eleştirmek istediği noktalar tam olarak derinleşemeden kitap bitiyor. Mesajın daha net bir şekilde verilebileceğini ve hikayenin bu kadar çabuk "oldu bittiye" getirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Kitabın en sevdiğim yeri ise kesinlikle son sayfasıydı. Okuyup bitiriyorsunuz, tam "Bu neydi şimdi?" derken yazar araya giriyor ve "Ben de biliyorum bunun ne kadar saçma olduğunu, neden yazdım, nasıl basıldı ben de anlamadım ama hayatta böyle şeyler de oluyor işte" minvalinde bir itirafta bulunuyor. Kendi yazdığı kurguyla bu kadar barışık ve dürüst bir yazar görmek beni çok güldürdü; bence kitabın en samimi anıydı.
Kısacası; farklı bir okuma deneyimi arayanlar için ideal ama toplumsal eleştiri derinliği açısından beklentimi tam karşılamayan bir eserdi.