Ekmek yiyeceksiniz bir de bakıyorsunuz ki içinde bir burun.Hay Allah bu tanıdık birinin burnu!! Sanki cok rastlanilan bi durummus gibi.Sonra uyandiginizda burnunuzun yerinde olmadigini,o burnun değişik kilıklarda etrafta arsizca dolaştığını düşünsenize.Gidip burnumu kaybettim diye ilan verir miydiniz?
Gogol dan Burun okudugum fantastik bir öykü idi.
Yazarın bu öyküsünün Rusça orijinal ismi "Nos"un tersten okunuşu "son" yine Rusçada hayal, düş anlamına gelir. Gogol gerçeküstü olaylar silsilesiyle sistemi ince ince eleştirirken bir yandan da okuyucuya bunlar gerçek mi rüya mı ikilemi yaşatır.
Kovalev'in burnunu kaybetmesi, sonra onu 3. dereceden bir memur olarak sokakta görmesi, peşinden kiliseye gittiğinde sanki kendisinin bir uzvu değil de üstüymüş gibi konuşması dönem Rusya'sında kişiden ve yaptıklarından bağımsız olarak statüye gösterilen tırnak içinde saygıya güzel bir dokundurmadır.
Bunun yanında Gogol ilan verenleri, bekçileri, uşakları, evlilik ilişkilerini, soylu kadınları, askerleri ve dahasını da eleştirmekten geri durmaz. Öykünün sonunda yazarların devlete bir faydası olmayan bu tarz konular hakkında yazmasını eleştirerek kendine de gerekeni söyler. Tabii bunu söylerken okuduğunun altındaki anlamı göremeyen okuyucuyu mu yoksa gerçekten yazarı mı eleştiriyor bilinmez.
Hikaye bu zamana kadar okuduğum en enteresan kitap olabilir. Bir berberin sabah fırından aldığı ekmeğin içinden müşterisi Binbaşı Kovalev’in burnunun çıkması ile başlıyor. Bu kadarı bile ilgi çelmiştir sanırım. Gogol ile tanışmak için güzel bir giriş eseri olabilir.
Kitabı okuduğunuzda anlamsız, mantığa uymayan bir çok şeyle karşılaşıyorsunuz ama anlatılmak isteninde aslında tam olarak bu olduğunu anlıyorsunuz. Farklı ve bambaşka bir bakış açısı.
Burun estetiğinin bu kadar ün kazandığı bir zamanda okumak pek yerinde oldu. Bence burnunu beğenmeyen herkes önce bu kitabı okumalı.
Gogol'un bu kurgudaki derin ve ince mesajlarını geçtim, düz anlamı dahi fazlasıyla etkileyici.
Eli olmayan, ayağı olmayan, konuşamayan, duyamayan.. İnsanlar var da burunsuz insan olamaz mı !
Peki olursa ne olurdu ? Diye düşündüren ve okuyunca bu hisleri yaşatan bir kitap olmuş.
Burnunuz nasıl olursa olsun sadece var olması size üstünlük kazandırır. Bu daima aklınızda bulunsun :))
Bir çırpıda okuyabileceğiniz bir Petersburg hikâyesi. Yer yer elinizde olmadan kahkaha atabileceğiniz fakat bazı yerlerde kafanızda bir balyoz patlamış etkisi uyandıran eseri sağlam bir çeviriden okumak tabiki de önemli bir husus. Palto ve diğer hikâyelerinde yer aldığı İş Bankası kültür yayınlarının çevirisi fazlasıyla doyurucuydu. Bu tür eserlerde çevirmenlere çok şey borçlanıyoruz. Bir kara komedi tarzı olarak okunabilir. Gogol bir baş-yazar...
Bir sabah kalktınız ve burnunuz yok ! Ne yapardınız ?
---------------------------------------------------------------------
Öykümüz dokuzuncu derecede memurun bir sabah uyandığında burnun olmadığını , burnunun kendi hayatını kurmasıyla başlıyor.Ve memurumuz saygınlığını yitirdiğini düşünüp burnunu aramaya başlıyor.Ama burnunu ikna edip yerine getiremiyor.Fakat bir sabah uyandığında burnunun yerinde olduğunu fark ediyor.
---------------------------------------------------------------------
Genellikle Palto ile aynı kitapta basılır. Bir sabah uyandığında burunsuz olduğunu fark eder ana karakter. Ütopik bir eser ama anlamlar derin. Zamnında bizde tiyatrosu da oynanmış. Bakmak lazım :)
Hayatınızda aklınıza getirmediğiniz bir şeyi kaybettiğinizde ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. Mesela burnunuz. Günlük hayatta pek aklımıza getirmeyiz burnumuzu. Olmadığında ne hissedeceğimizi de pek düşünmeyiz. Bu hikayede de bundan bahsedilmiş. Bir sabah kalktığında burnunun olmadığını gören bir adam ve sabah kahvaltısında ekmeğinin içinden burun çıkan başka bir adam. Burun, burnu havada diye tabir edilen kişiler için özellikle seçilmiş olabilir mi bilemiyorum. Kahramanımızın özelliklerine bakarsak biraz öyle. Konusu tuhaf olsa da kurken keyif aldım.
Burnu yerinde olmayan bir adamın burnunu arama öyküsü...
Kovalev bir sabah uyanıp aynaya baktığında burnunu yerinde göremez, gazeteye ilan vermekten tutun, şehrin sokaklarında burnunu aramaya kadar uzanır hikaye..
Çok trajikomik geldi, burnun rütbe sahibi olması, üniforma giyip sokaklarda dolaşması...
Rüşvet, bürokrasi, artık budalalık derecesine ulaşan kibarlıklar ama en önemlisi de saçmalıklar kaleme alınmış, bunların eleştirisi yapılmış. O burnun berberin ekmeğinin içinde olması daha şok edici demek ki insanlar burnunu her yere sokuyorlar gibi bir tabir geliveriyor aklıma..
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852), Ukrayna asıllı Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eserleri Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Ölü Canlar’dır.
Gogol orta hâlli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski köyünde dünyaya gelir. Gogol’ün çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.
Gogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.
1809 yılında günümüz Ukrayna topraklarında yer alan Veliki Soroçintsi’de doğmuştur. Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.
Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.
Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.
Gogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’ün bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.
Hikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.
Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vurgusu ile sonlanır.
Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.
Puşkin’in ölümünden sonra Gogol’ün popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 42 yaşında Moskova’da ölür.
Eserleri
İki Soylu Kişinin Öyküsü
Masallar
Müfettiş
Palto
Ölü Canlar
Burun
Bir Delinin Hatıra Defteri
Portre
Eski Zaman Beyleri
Taras Bulba
Fayton
Kumarbazlar
Dava
Evlenme
Petersburg Hikayeleri
Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları