Gönderi

Puan vermedi·208 syf.··
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 21:07
Benim için iyi bilim kurgu demek okura net sonuçlar veya çözümler üreten kitaplar değil, okuru bir düşünme egzersizine davet eden kitaplar demek. Bu tanımlamayı bilim kurgu özelinde sınırlamak yerine tüm kitaplar için de yapabilirim sanırım. "Böyle olsaydı veya bu başınıza gelseydi ne hissederdiniz, ne yapardınız?" sorusunu soran ve cevabı özellikle eksik bırakan kitaplar. (Bknz: Oblomov incelemem: #250021991) Bu Ölümsüz, birbirinden tamamen farklı alanlarda gözüken soruları bir kurguda harmanlaması nedeniyle beğendiğim bir kitap oldu. Hatta yer yer 'keşke kitabın sayfa sayısı daha uzun olsaydı da bu fikirleri, soruları biraz daha derinlemesine işleseydi böylece okuması daha bir keyifli olurdu' diye düşünmeden edemedim, ele alınan bazı konuların yüzeyde kaldığını düşünüyorum. Kitap şu temel soru etrafında şekilleniyor diyebiliriz: İnsanlık kendi dünyasını yönetemiyorsa, yönetimi bir başkasına bırakmak teslimiyet mi yoksa akıllılık mı? ÜçGün adıyla anılan nükleer bir savaş sırasında (insanlığın kendi dünyasını yönetemediğinin bir kanıtı) insanlık doğanın ve medeniyetin düzenini bozuyor. Dünya üzerindeki insan sayısı dört milyona kadar düşüyor. Dünya'nın bazı bölgeleri aşırı mutasyona maruz kalıyor hatta bu savaş sonucunda. Ve Vegalılar ortaya çıkıyor, düzinelerce gezegenden oluşan imparatorluklarını düzen içinde yürüten, hiç nükleer savaşa bulaşmamış, mavi tenli bir uzaylı ırkı. İpleri onların eline verip düzen ve barış içinde yaşamak daha mantıklı değil mi, bir nevi evcil hayvan olmayı kabul eder miyiz? İnsan doğamız bu duruma ne kadar karşı çıkar? Yine bu temayı Asimov kitaplarındaki Robot figürü üzerinden görebiliyoruz. Üç Robot Yasası çerçevesinde insanlara zarar vermemeye programlanmış bir robottan daha iyi yönetici olabilir mi? Peki ama insan toplumu bir robot tarafından yönetilmeye hazır mı? "Her halükarda bir makinenin dişlisi olarak anlamsız bir güvenlik içinde yaşamaktansa, özgür iradeyle yenilmek evladır." #260879025 Love, Death & Robots dizisinin When the Yogurt Took Over (S1E6) bölümü de bu konuyu eğlenceli bir şekilde işliyordu. Bilim adamları yoğurt üzerinde çalışma yaparken yanlışlıkla yoğurda bilinç kazandırıyorlar. Bunun hemen ardından yoğurt, dünya sorunlarının çözümünü bildiğini ve kendisinin derhal üst düzey yöneticilerle konuşması gerektiğini söylüyor. Hikaye devam ederken bu temel soru dallanarak bir sürü farklı soruyu da doğuruyor: Eski Dünya'dan kalan kültür ögelerini korumak ve saklamak gerekir mi? Bu işi kim yapacak peki? Vegalıların gezegenlerine çalışmaya ve yaşamaya giden göçmenler geri dönerler mi, dönmeleri daha mı iyi? Vegalı bir yazar yeni kitabı için neden Dünya'yı gezmek istiyor? Kiralık bir seri katil bu kurgunun neresinde? Peki ya Keops'un büyük piramitini sökme işi nereden çıktı? Bir vampirle mi dövüşüyoruz!? Aramızda ölümsüzler mi var!? Kitabın en beğenmediğim ve eleştirdiğim kısmı ise çevirisi oldu. İthaki çeviri konusunda beni hayal kırıklığına uğratıyor son sıralar. Özellikle bazı paragraflar kelime kelime İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiş gibi hissettiriyor, Türkçe cümle yapısı hiç gözetilmeden. Örnek bir paragraf: Güneş tam tepemizde, sıcak, gölgeler kısacık — halimiz böyleydi işte. Kum arabalarının ya da kayakların görüntüyü bozmalarını istemiyordum; herkesin yaya gitmesini sağladım. Gideceğimiz yer pek uzak değildi; istenen etkiyi yaratabilmek amacıyla yürünecek dolambaçlı bir rota çizdim. (sayfa 65) Kullanılan tüm kelimelerin Türkçe olması bir cümleyi Türkçe yapamıyor maalesef ki. Oldukça yapay ve ruhsuz gelmiyor mu sizce de, yoksa ben mi fazla takıntılıyım?
Bu ÖlümsüzRoger Zelazny · İthaki Yayınları · 2019638 okunma
·
144 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.