Tolstoy daha ilk sayfada o meşhur "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" cümlesi ile beni kitledi bu kitaba zaten…
Kitabın sonlarına doğru, Anna’nın zihninin darmadağın olduğu, o son yolculuğa çıktığı bölümlerde yaani (800. sayfalardan sonrası) kalbim sıkıştı.
Bir insanın kendi iç sesinde nasıl boğulabileceğini gördüğüm o anlarda kitabı göğsüme bastırıp düşüncelere daldım..
Bu ikinci okuyuşum. İlkinin etkisini hala damarlarımda bile hissediyorum… ☺️