21 yıldır hayatın altını çiziyorum, bazen üstünü de çizdiğim oluyor.
Hayatı siyah beyaz bölüp, ince bir gerginlikle dengelemek.
Fırından sızan turuncu buğu.
Amerikan Rüyasından Uyanıp Yastığına İşeyenlerin Literatürü: Factotum“Sisteme karşı durmak ile hiçbir sorumluluk almadan sürüklenmek arasındaki o ince çizgide hep yanlış tarafta duran bir adamın sefaletini 'özgürlük' diye pazarlamak, edebiyatın en büyük manipülasyonu değil de nedir?”
Charles Bukowski'nin Factotum adlı bu eseri, kirli gerçekçiliğin o sığlığını yeraltı edebiyatı maskesi altında pazarlayan ve bittiğinde insanın elinde sadece vakit kaybı ve kirlenmiş bir ruh bırakan bir metinden fazlası değil. Kitabı sırf verdiğim paraya değsin dediğim için sonuna kadar okumak gibi büyük bir hataya düştüm ve açıkçası bitirmek için kendimi resmen zorladım, hatta 'belki güzel kısımları vardır, biraz daha ilerleyeyim' dedim ama karşılaştığım şey çoğu zaman alkol, niteliksiz seks sahneleri ve yazarın zaman zaman erkeklik onuru kılıfıyla tecavüzü bile meşrulaştırmaya yaklaşan o rahatsız edici satırlardan başka bir şey değildi. “Bir parça erkeklik varsa içinde tecavüz edersin ona” gibi bir zihniyetin bir kadını ağlatmayı ya da ona zorla sahip olmayı neredeyse bir meziyet gibi sunmasının nesini övüyorlar, hangi kısmını güzelliyorlar anlamak benim için gerçekten zor. Bu bana edebiyatın sınırlarını zorlayan bir cesaretten çok, sapkınlığın dışavurumu gibi geldi ve bunun edebiyat adı altında romantize edilmesi ciddi bir akıl tutulması gibi duruyor.
Henry Chinaski denilen bu karakter, güya zengin olmak yerine sadece hayatta kalmaya çalışan, sisteme başkaldıran bir anti-kahraman olarak sunuluyor. Ancak bu karakterin köklerine baktığımızda, yani Bukowski’nin başka bir romanı olan Ekmek Arası'nda (Ham on Rye) anlatılan çocukluk yıllarına indiğimizde farklı bir tablo görüyoruz. Orada babasından sürekli dayak yiyen, okulda dışlanan, aşağılanan
“Adem ile Havva'nın bilgi ağacının meyvesini yemeleri kötü bir şeydi. Çıplak olduklarını görmeleri, şehveti ve utanmayı öğrenmeleri de kötü bir şeydi. Ve onlar Cennet'ten kovuldular ve kapılar onlara kapandı. Öyle yapmasalardı, hiçbirimiz ne yaşlanacaktık, ne hastalanacak, ne de ölecektik.”
Sayfa 116 - Koridor Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul, 2015
"Ben öğrencilerime, sabah kahvaltıyı birlikte yapamayacaksanız, iyi geceler diyemeyecekseniz, masal anlatamayacak ya da akşam yarım saat konuşmayacaksanız çocuk doğurmayın diyorum."
— İlber Ortaylı