21 yıldır hayatın altını çiziyorum, bazen üstünü de çizdiğim oluyor.
Hayatı siyah beyaz bölüp, ince bir gerginlikle dengelemek.
Fırından sızan turuncu buğu.
Ne yazık ki kadınlar en çok kendilerine acımasız davranılmasından zevk alır. Son derece ilkel içgüdülere sahiptirler. Her ne kadar biz onları çoktan azat etmiş olsak da hâlâ efendilerini bulmaya can atan köleler olarak kalmakta ısrar ediyorlar. Kadınlar kendilerine hükmedilmesine bayılırlar.
O bir erkekti; yüksek sesle böbürlenerek bir şeyleri kanıtlamaya uğraşmayan, kadınlarda kendine anne aramayan, aşkının ya da sevdiği kadının eteklerine saklanmak istemeyen gerçek bir erkekti.
Öldürmeyen acının güçlendirdiği bir safsatadan ibaret. Acı, belki de insanı güçlendirmeyecek tek duygu bu dünya üzerinde. İnsanların intihar etmesini engellemek için bir kurnazdan ve bir hümanistten dökülmüş kötü ama başarılı bir yalan. Acı ancak ve ancak kalbin üzerine çimento döker.
Acı ancak ve ancak sahibinin ömründen kısar.
Hayatım boyunca her zaman ve her yerde en çok nefret ettiğim şey, insanların yüzüne karşı bir şeyler söyleyip arkalarından tam tersini yapmaları olmuştur.
“Geldim baktım, öldün mü kaldın mı diye.”
“Kaldım,” dedim. Maalesef ki kaldım. “Ölseydim bir şey değişecek miydi?”
“İki lokma ekmek fazla yerdim.”
Bir insanın hayatında iki lokma ekmek kadar yer kaplamak…