belchonok

belchonok
@belchonok
21 yıldır hayatın altını çiziyorum, bazen üstünü de çizdiğim oluyor. Hayatı siyah beyaz bölüp, ince bir gerginlikle dengelemek. Fırından sızan turuncu buğu.
Şahsi verilerle ilgilenmiyorum, magazini dışarıda bırakın.
Magazin değil, makale odaklı iletişim.
99 kütüphaneci puanı
165 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Amerikan Rüyasından Uyanıp Yastığına İşeyenlerin Literatürü
4/10
·160 syf.·
2026 17. kitabı
​Amerikan Rüyasından Uyanıp Yastığına İşeyenlerin Literatürü: Factotum “Sisteme karşı durmak ile hiçbir sorumluluk almadan sürüklenmek arasındaki o ince çizgide hep yanlış tarafta duran bir adamın sefaletini 'özgürlük' diye pazarlamak, edebiyatın en büyük manipülasyonu değil de nedir?” Charles Bukowski'nin Factotum adlı bu eseri, kirli gerçekçiliğin o sığlığını yeraltı edebiyatı maskesi altında pazarlayan ve bittiğinde insanın elinde sadece vakit kaybı ve kirlenmiş bir ruh bırakan bir metinden fazlası değil. Kitabı sırf verdiğim paraya değsin dediğim için sonuna kadar okumak gibi büyük bir hataya düştüm ve açıkçası bitirmek için kendimi resmen zorladım, hatta 'belki güzel kısımları vardır, biraz daha ilerleyeyim' dedim ama karşılaştığım şey çoğu zaman alkol, niteliksiz seks sahneleri ve yazarın zaman zaman erkeklik onuru kılıfıyla tecavüzü bile meşrulaştırmaya yaklaşan o rahatsız edici satırlardan başka bir şey değildi. “Bir parça erkeklik varsa içinde tecavüz edersin ona” gibi bir zihniyetin bir kadını ağlatmayı ya da ona zorla sahip olmayı neredeyse bir meziyet gibi sunmasının nesini övüyorlar, hangi kısmını güzelliyorlar anlamak benim için gerçekten zor. Bu bana edebiyatın sınırlarını zorlayan bir cesaretten çok, sapkınlığın dışavurumu gibi geldi ve bunun edebiyat adı altında romantize edilmesi ciddi bir akıl tutulması gibi duruyor. Henry Chinaski denilen bu karakter, güya zengin olmak yerine sadece hayatta kalmaya çalışan, sisteme başkaldıran bir anti-kahraman olarak sunuluyor. Ancak bu karakterin köklerine baktığımızda, yani Bukowski’nin başka bir romanı olan Ekmek Arası'nda (Ham on Rye) anlatılan çocukluk yıllarına indiğimizde farklı bir tablo görüyoruz. Orada babasından sürekli dayak yiyen, okulda dışlanan, aşağılanan
1000Kitap
FactotumCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20203,536 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zaten yandık, bari çocukluğumuzu geri verselerdi: Üzüm Buğusu
10/10
·824 syf.·
2026 13. kitabı
“Biri hatırladıkça kanıyor, diğeri sustukça ölüyor; her iki tarafta da haklılığın getirdiği koca bir adaletsizlik var. 1992 Ankara’sının soğuğunda yarım kalan o çocukluk anıları, bugün ya unutulmaya mahkûm birer yük ya da her saniye yeniden yaşanması gereken birer ceza.” Üzüm Buğusu, yalnızca bir kurgu değil; adaletin yok sayıldığı, masumiyetin paramparça edildiği ve travmanın insanın ruhuna kalıcı bir damga vurduğu o ağır yaşamların içinden yükselen bir feryat gibi. Dilan Durmaz’ın kalemi, sıradan bir hikaye anlatıcılığının çok ötesine geçerek karakterlerin iç dünyasını adeta çıplak birer hakikate dönüştürüyor. Roman Firuze’nin bakış açısıyla ilerlerken, onun zihninden süzülen o derin iç monologlar sayesinde her kırgınlığı, her tereddüdü en saf haliyle, sanki kendi göğüs kafesimizdeymiş gibi hissediyoruz. Ancak yazarın asıl büyüleyici ustalığı, hakim bakış açısıyla kurgulanan o sarsıcı flashback sahnelerinde gizli; geçmişin tozlu ve yaralı raflarındaki yalnızlığı, öfkeyi ve sevgiyi sadece birer betimleme olmaktan çıkarıp okurun belleğine sızan canlı birer deneyim haline getiriyor. ​Öyle sirayet eden bir dili var ki; karakterlerin içine doğduğu o kimsesiz ıssızlık, bir noktadan sonra sizin kendi geçmişinizdeki en kuytu yalnızlığınızla amansız bir bağ kuruyor. Burada küçük bir not düşmem gerek; kitapta sık sık çok derin betimlemelerle karşılaşıyoruz. Ben bu tarz zengin cümleler okumaktan büyük keyif aldığım için beni hiç sıkmadı, aksine her birini çok yerinde ve etkileyici buldum; ancak okuma listesine ekleyecekler için yazarın bu yoğun ve sanatsal dilini bir ön uyarı olarak belirteyim. ​Okurken kendimi bir anda 1992 Ankara’sının o hem sıcak hem de buz gibi soğuk atmosferinde, iki çocuğun kaderiyle baş başa kalmış buldum. Firuze ve Ecevit’in
1000Kitap
Üzüm Buğusu 1 - İhanetDilan Durmaz · İndigo Kitap · 2026559 okunma
Toprağa Değil İnsana Kök Salan Bir Bilincin Günlüğü: Tristan
10/10
·168 syf.·
2026 12. kitabı
“Bir ağacın devrilmesi, koca bir kütüphanenin sessizliğe gömülmesiymiş…” Kendi bahçemi yeşertme hayalleri kurarken, bir armut ağacının gövdesinde yükselen koca bir duygusal imparatorluğun yıkılışına tanık oldum. Bazen bir fidanı toprağa dikmeden önce, onun hikâyesini ruhunuza dikmeniz gerekir. Bugün size bahçemden önce zihnime kök salan üç yüz yıllık bir vedadan söz açacağım; çünkü ben bir ağacın zihninden dünyayı seyretmenin bu kadar sarsıcı olacağını hiç düşünmemiştim. Tristan, üç yüz yaşına yaklaşmış bir armut ağacı, Dr. Lannes’in iki armut ağacından biri olarak bize sessiz bir yaşam dersi veriyor. Bir fırtına sırasında gövdesi topraktan ayrıldığında, kökleri yumuşayan toprakla birlikte gövdesinden kopuyor; bu an, hem Tristan’ın hem de Dr. Lannes’in hayatında bir dönüm noktası oluyor. Dr. Lannes, kalp yetmezliğiyle mücadele eden bir kardiyolog ve bu süreçte Tristan, ona tanıklık ederek, geçmişin ve anıların yükünü sessizce taşıyor. Tristan’ın bilinci, kendi varlığının sınırlarını, ölümden sonra ne olacağını ve insanların hatıralarını nasıl sürdürdüğünü sorguluyor. Küçük bir kızın gövdesine oyduğu heykellerde yaşayıp yaşamadığını, parçalarına ayrılan kütüklerde mi yoksa hâlâ kendisinde mi saklı olduğunu düşünerek varlığın anlamını çözmeye çalışıyor. Ağaç, sadece kendi acısını değil, insanın acısını da taşıyor. Dr. Lannes’e duyduğu bağlılık, yaşlı hâlini izlerken hissedilen bir tür sevgi ve hayranlıkla birleşiyor. Tristan, Lannes’in oğlunu kaybetmesinin ağırlığını gövdesinde saklıyor ve ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyi bizlere gösteriyor. Bu bağ, bir ağaç ile insan arasında kurulan en derin ve sessiz iletişimlerden birine dönüşüyor. Tristan, geçmişin acılarını, kayıpları ve hatıraları bedeninde hissederken aynı zamanda yeni nesillerle de bir bağ
1000Kitap
Bir Ağacın GünlüğüDidier Van Cauwelaert · Kafka Kitap · 0223 okunma
Gothikana: Etkileyici Atmosfer, Yarım Kalmış Mantık
6/10
·416 syf.·
2026 1. kitabı
​Bu eser, dümdüz bir aşk romanından ziyade; içinde gotik akademi, psikolojik gerilim ve cevabı verilmeyen paranormal unsurlar barındıran, alışılmışın dışında bir kurgu. Vıcık vıcık, sadece "aşk" temalı boş kitaplardan nefret eden birini bile sonuna kadar sürükleyip merakta bırakıyor, ancak finalde öyle büyük boşluklar bırakıyor ki, yazarın bu kadar güçlü bir hikâyeyi bu kadar çok açık uçla bırakması tam bir hayal kırıklığı. Hikaye, 13. sayfada kör bakıcı Zelda’nın Vad’a fısıldadığı o kehanetle başlıyor ancak bu sadece bir kader değil; profesör ve öğrenci kimliğiyle okulda tam bir hakimiyet kuran Vad’ın bizzat yönettiği bir planın parçası. Vad, yanan Seher Yıldızı Kimsesiz Erkek Çocuklar Yurdu’ndaki ölen arkadaşını araştırırken bulduğu Seher Yıldızı Kliniği’nde Corvina’nın annesinin fotoğrafını ve mor gözlerini görüyor ve bağlantılarını kullanarak Corvina’yı üniversiteye davet ettiriyor. Yani her şey en başından beri Vad’ın kontrolünde. Kitapta Corvina ve Vad arasındaki çekim her ne kadar güçlü tasvir edilse de, ilişkinin bu kadar hızlı yaşanması karakterlerin potansiyelini biraz harcamış; standalone bir eser yerine daha yavaş işlenen bir seri olsaydı çok daha doyurucu olabilirdi. Hikayenin en karanlık noktası ise Corvina'nın zihniyle oynanan o kimyasal sarmal. Jade, şatonun arazisinde, o meşhur tek gözlü ağaç gibi orman bölgesinde yetişen bir bitkiden elde edilen maddeyle (ninesinin belirttiğine göre Amazonlara özgü bir içerik) Corvina'yı resmen felç ediyor; kız vücudunu yerden bile kaldıramıyor. Ancak işin içine "Şeytanın Nefesi" girdiğinde bu felç hali korkunç bir kukla gösterisine dönüşüyor; Jade uyuşturucunun etkisiyle Corvina'yı bir kuklacı gibi yönetip ölüme yürütebiliyor. Dr. Detta’nın "ara sıra ufak dozlarda uyuşturucu verilmiş olabilir" şeklindeki zayıf
1000Kitap
GothikanaRuNyx · Martı Yayınları · 20221,871 okunma