Gönderi

İktidar, Ganimet ve Kıyım: Emevilerin Siyasal, Tarihsel Anatomisi
Puan vermedi·216 syf.··
2026 2. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 16:08
Emevi Hanedanlığı, İslam tarihinin en tartışmalı siyasal deneyimlerinden biri olarak, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda baskı, şiddet ve oligarşik tahakkümün kurumsallaştığı bir zihniyetin temsilcisi olarak değerlendirilmelidir. Verilen alıntılar, Emevi iktidarını salt kronolojik bir hanedanlık anlatısının ötesine taşıyarak, süreklilik ve kopuş ekseninde okunması gereken tarihsel bir olgu olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, Emevilerin yalnızca kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonraki İslam devlet geleneğini de derinden etkilediğini ortaya koymaktadır. Yaklaşık 89 yıllık Emevi iktidarında açıkça görüldüğü üzere, siyasal meşruiyetini halktan ya da adaletten değil; güçten, korkudan ve şiddetten devşirmiştir. Toplu katliamlar, iktidar içi tasfiyeler ve muhalefetin sistematik biçimde imhası, bu dönemin istisnai değil, yapısal özellikleri olarak sunulmaktadır. İktidarın haksız uygulamalarına karşı çıkan herkesin “imha edilmesi”, Emevi siyasetinin temel refleksi hâline gelmiştir. Bu yönüyle Emevi yönetimi, klasik anlamda bir İslam devleti olmaktan çok, despotik ve monarşik bir rejim pratiği sergilemiştir. Emevi iktisadi yapısına da sömürü düzenine dayanmaktadır. Ekonominin ganimet ve yağma üzerine kurulması, Müslüman olan fakat Arap olmayan unsurların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, ağır vergiler ve sistematik sömürü, dönemin sınıfsal karakterini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Emevi Devleti, eşitlik iddiasındaki bir dinin siyasal çatısı altında, derin bir sınıflı toplum düzeni üretmiştir. Arap olmayan Müslümanların aşağılanması, yalnızca etnik bir ayrımcılık değil; aynı zamanda iktisadi ve siyasal dışlamanın bir aracı olarak işlev görmüştür. Dinin, Emevi iktidarı altında kutsal bir ahlaki referans olmaktan çıkarılıp, maddi menfaatleri ve siyasal düzeni meşrulaştıran bir araca dönüştürülmesi, metnin en çarpıcı tespitlerinden biridir. Allah algısı ve dini söylem, düzeni sorgulamadığı sürece makbul kabul edilmiş; iktidara karşı her eleştiri ise din dışı ya da fitne olarak damgalanmıştır. Kufe örneğinde verilen, yüz develik servet taşıyan oligarşik aileler anlatısı, bu din–servet–iktidar ilişkisinin somut bir tezahürüdür. İsyanların dahi bilinçli biçimde kurgulanarak hazinenin yağmalanması, Emevi döneminde devletin nasıl bir servet transfer mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir. Emevilerin Türklere yönelik politikaları ise, metinde özel bir tarihsel kırılma olarak ele alınmaktadır. Abdülmelik sonrası dönemde başlayan ve 705 yılıyla sembolleşen büyük katliamlar, Türkler açısından bir “milat” olarak tanımlanmaktadır. Kuteybe b. Müslim’in Horasan valiliği sırasında yürüttüğü seferler, yalnızca askerî fetihler değil; aynı zamanda kolektif hafızaya kazınmış kanlı bir şiddet pratiği olarak sunulmaktadır. Bu vurgu, Emevi siyasetinin yalnızca iç muhalefete değil, dış halklara karşı da yok edici bir karakter taşıdığını göstermektedir. Ve Emeviler saltanatı bir yandan da ırkçı bir sömürge düzeniydi. Bunun örneklerini Türklere karşı yapyıkları katliamlardan görebilirsiniz: #292405974 #292406150 #292406452 #295051455 #294459697 #294460439 #295048513 #295049479 #295050813 #295051105 #292406150 Diğer tarafından, Halife Ali dönemi, aristokrasi ile yoksullar arasındaki mücadelenin simgesi olarak sunulurken; Muaviye’nin iktidara gelişi, entrika, hile ve kıyımlarla örülmüş gayrimeşru bir sürecin sonucu olarak değerlendirilmektedir. Devlet merkezinin Kufe’den Şam’a taşınması ise, bu siyasal dönüşümün mekânsal ve sınıfsal ifadesi olarak yorumlanmaktadır. Böylece hilafet, yoksulların ve mazlumların sesi olmaktan çıkıp, oligarşinin kurumsal aracı hâline gelmiştir. Sonuç olarak, Emevi Hanedanlığı’nı yalnızca tarihsel bir dönem olarak değil, bir siyaset tarzı olarak ele almaktadır. Bu tarz; güce biat, ganimet odaklı dini anlayış, taht kavgaları ve mazlumlar yerine egemenlerden yana saf tutma pratiğiyle tanımlanmaktadır. Emevilerle başlayan bu siyasal geleneğin Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dâhil olmak üzere birçok İslam devletinde farklı biçimlerde görülmüştür. Asıl sorulması gereken soru ise nettir: Neden İslam tarihinde eşitliği, adaleti ve onurlu yaşamı esas alan iktidar biçimleri kalıcı olamamış; buna karşılık oligarşik hanedanlar varlık bulabilmiştir? Bu sorunun cevabı, devletin kuruluş felsefesini aristokrat sınıfın korunması üzerine inşa eden Emevi zihniyetinde saklıdır.
EmevilerAydın Tonga · Doğu Kitabevi · 201323 okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.