Emevi Hanedanlığı, İslam tarihinin en tartışmalı siyasal deneyimlerinden biri olarak, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda baskı, şiddet ve oligarşik tahakkümün kurumsallaştığı bir zihniyetin temsilcisi olarak değerlendirilmelidir. Verilen alıntılar, Emevi iktidarını salt kronolojik bir hanedanlık anlatısının ötesine taşıyarak, süreklilik ve kopuş ekseninde okunması gereken tarihsel bir olgu olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, Emevilerin yalnızca kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonraki İslam devlet geleneğini de derinden etkilediğini ortaya koymaktadır.
Yaklaşık 89 yıllık Emevi iktidarında açıkça görüldüğü üzere, siyasal meşruiyetini halktan ya da adaletten değil; güçten, korkudan ve şiddetten devşirmiştir. Toplu katliamlar, iktidar içi tasfiyeler ve muhalefetin sistematik biçimde imhası, bu dönemin istisnai değil, yapısal özellikleri olarak sunulmaktadır. İktidarın haksız uygulamalarına karşı çıkan herkesin “imha edilmesi”, Emevi siyasetinin temel refleksi hâline gelmiştir. Bu yönüyle Emevi yönetimi, klasik anlamda bir İslam devleti olmaktan çok, despotik ve monarşik bir rejim pratiği sergilemiştir.
Emevi iktisadi yapısına da sömürü düzenine dayanmaktadır. Ekonominin ganimet ve yağma üzerine kurulması, Müslüman olan fakat Arap olmayan unsurların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, ağır vergiler ve sistematik sömürü, dönemin sınıfsal karakterini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Emevi Devleti, eşitlik iddiasındaki bir dinin siyasal çatısı altında, derin bir sınıflı toplum düzeni üretmiştir. Arap olmayan Müslümanların aşağılanması, yalnızca etnik bir ayrımcılık değil; aynı zamanda iktisadi ve siyasal dışlamanın bir aracı olarak işlev görmüştür.
Dinin, Emevi iktidarı altında kutsal bir ahlaki referans olmaktan çıkarılıp, maddi menfaatleri