Damla hastalığının en şiddetli ağrılarını çekerken “ey acı, bana ne kadar işkence çektirsen de, senin kötü bir şey olduğunu asla söylemeyeceğim” diye haykıran Stoalı’ya gülünebilir, ama o yine de haklıdır.
Kusurlu kişinin işlediği suçların bilincinden dolayı vicdan azabı çekeceğini düşünmek için, daha önce onun, karakterinin en soylu temelleri bakımından, ahlaksal olarak-hiç olmazsa bir dereceye kadar- iyi olduğunu düşünmek gerekir; nasıl ki, ödeve uygun eylemlerinin bilincinden keyiflenen keyiflenen kimsenin de, daha önce erdemli bir kişi olduğunu düşünmek gerekir. Demek ki, ahlaklılık ve ödev kavramı, bu hoşnutluğu göz önünde tutmaktan önce gelmelidir ve ondan hiç çıkarılamaz.