Jack LondonMartin Eden , Beyaz Diş ve Âdem'den Önce adlı eserleri, insan doğasına dair giderek derinleşen bir yüzleşme sunar.
Martin Eden’de bireysel mücadele, sınıf atlama arzusu ve entelektüel yalnızlık üzerinden insanın kibri ve yabancılaşması görülür; okur, kahramanla bağ kurar ancak sona yaklaştıkça onun insandan kopuşuna ve içsel sertliğine öfke duyar.
Beyaz Diş’te insanın hayvana uyguladığı sistematik vahşet ön plana çıkar; bu anlatı, merhamet ve vicdan duygularını keskinleştirirken insanın acımasızlığını en çıplak hâliyle ortaya koyar.
Adem’den Önce ise insanlığın evrimsel altyapısına, ilkel dürtülerine ve tür olarak taşınan karanlık mirasa ışık tutar; burada ister ilkel ister modern olsun, insanın vahşet potansiyelinin değişen biçimlerle varlığını sürdürdüğü görülür.
Bu üç eserde de insan, koşullar değiştiğinde ahlaki sınırlarını kolayca esnetebilen bir varlık olarak betimlenir ve okur, her defasında “İnsan gerçekten nedir?” sorusuyla baş başa bırakılır. Jack London’ın anlatıları karamsarlık üretmekten çok rahatsız edici bir farkındalık yaratır; bu rahatsızlık, insanı inkâr etmekten değil, insandan daha iyisini bekleme arzusundan doğan bir sorgulamaya dönüşür.