BU İNCELEME ZWEİG ELEŞTİRİSİDİR! / Modern Klasikler Dizisi -22-
5/10
·288 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 01:44
Bu kitap, hayatımda hem sevdiğim hem de nefret ettiğim ilk kitap oldu. Sebebini size izah edeyim. Bu eserle birlikte Zweig’ın 22 kitabını okumuş bulunmaktayım. Artık yazarımızın hastalıklı ve ucube zihniyetli tipik batı yazarlarından bir farkı olmadığını görüyorum. Zweig’ın eserlerini severim ama kendisinden her kitabında biraz daha soğuyorum. Özellikle bu kitaptaki Türk düşmanlığı beni son derece kızdırdı. Bunun yanında Zweig okuyanlar çok iyi bilir ki yazarımızda kadın aşağılama bağımlılığı var, bunu hemen hemen her eserinde tekrar tekrar betimler. Bu özelliğini Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında çok net görmekteyiz. Bunun sebebinin yetiştirilme biçimi olduğunu düşünüyorum, neden mi? Açıklayayım; Yahudilik tarihini uzun yıllar detaylı bir şekilde araştırdım ve bizzat yerinde gözlemledim. Bu karmakarışık saplantılı ırkı İsrail’de ki Ağlama Duvarın’da, sokaklarda ve kitaplarda inceledim. Yahudilik’te kadının söz hakkı yoktur. Kadının tek görevi soyun devamlılığı için üretmektir. Bu yüzden sürekli kuzenleriyle evlendirilir. Zweig’da bir Yahudi’dir. Aydın, sanatçı kişiliğine! rağmen kadınları bu denli aşağılaması bana hep itici gelmiştir. Eserlerinde, olay örgüsünde erkek karakterlerimizden birisinin başına bir aksilik gelirse bunu hemen hikayedeki kadınlardan bilir. Ve cümle içinde -Yine bir kadın yüzünden- şeklinde bir kalıp ekler. Bu kadar sığ ve bağnaz düşünceli bir adam, Avrupa’nın Güneşi veya Edebiyatın Aydınlık Yüzü ifadeleriyle göklere çıkarılıyor. Cengiz Aytmatov’da gördüğüm ana ve kadın sevgisi ile kadına duyduğu saygıyı, Zweig ile karşılaştırdığımda biri “Hakikatin Kalemi” diğeri ise sıradan bir novellacı olarak kalıyor benim nezdimde. Evet dili ve kalemi güçlü o noktada hakkını yemiyorum. Ancak süslü cümlelerle değil, gönülden gelen safi duygularla yazarlar okurların kalplerinde yuva kurar. Gelelim kitabımıza; Hayatımda hiçbir kitabı yarım bırakamadığım için kitaba devam ederek bitirdim. Öncelikle sayfa 28’den itibaren kitaptan soğuyacaksınız. Nefrete kapılmayıp devam etmeniz için sizlere rehber niteliğinde bir inceleme bırakıyorum. Kitabımız dünyaya yön veren veya fırsatı varken yön veremeyen unutulmaz karakterlerden bahseder. Kitaptan soğumam ikinci bölümdeki “Bizans’ın Fethi” bölümünde başladı. Zweig’e göre barbar ve kan emici Fatih Sultan Mehmet, Kostantinapol’ü fethetmeden önceki son akşam askerlerine şöyle seslenmiştir; (Sayfa 47’de) “Sultanımız Mehmed, Allah’ın, Hazreti Muhammed’in ve dört bin peygamberin adını anarak babası Sultan Murad’ın aziz ruhu üzerine ve kılıcının üzerine yemin etmiştir ki, Bizans’ın fethinden sonraki üç gün boyunca muzaffer ordusu kenti yağmalayabilecektir. Bu surların ardında ev eşyası, mal varlığı, mücevher ve ziynet eşyası, altın ve para adına ne varsa, hatta kadınlar, erkekler ve çocuklar da dahil olmak üzere askerlerinin malı olacak ve sultan kendi ganimet hakkından vazgeçecektir.” demiştir. Hikayenin sonunda Fatih, Kostantinapol’ü yanlışlıkla unutulan bir kapı sayesinde fethetmiştir. Fetih sonrasında şehre giren Osmanlı Askerleri kiliseleri ve evleri yağmalar. Kiliselere sığınan Bizans halkını kırbaçlayarak içerinden çıkarır. Kadınlara tecavüz ederler ve erkekleri öldürür. Bu hikayeyi okuduğumda kan beynime sıçradı ve istemeden İFTİRACI! dedim. Çünkü yerli veya yabancı hiçbir kaynakta böyle bir yağma veya zulüm yoktur. Özellikle sayfa 97’de Caesar’a, Büyük İskender’e ve Napolyon’a akıl almaz elemente benzeyen, esaslı insanlar der. Ama çağ kapatıp çağ açan, dönemin en büyük entellektüel aklına Barbar ve yamyamcı der. Bu da incelemenin başında dediğim hastalıklı, ucube Batı zihniyetli olduğunu gösterir. Kitapta ki bütün karakterleri “Barış Elçisi” olarak gösterirken, Fatih’i “Barbar” olarak göstermiştir. Üstelik bu barbarlığı Allah ve Muhammed üzerine yemin ederek yapmıştır. Ne kadar acizce bir düşmanlık! Bir okur olarak böyle bir yazara ancak acırım. Bu Avrupalı Kibri günümüzde de devam etmekte ne yazık ki! Her şeye rağmen yazarımız gibi bir şeyi körü körüne kötülemek bana göre değil, bu yüzden kitabın güzel noktalarına odaklandım. Kitapta anlatılan unutulmayan karakterleri müzikle birleştirdim ve baya keyif aldım. 3. Bölümde “Georg Friedrich Haendel’in Dirilişi” kısmını okurken, arka planda Heandel’in bestelerini dinledim. Bu sayede dinlediğim eserin, yaratılışına şahit oldum. 5. Bölümde “Waterloo’da Yazgıyı Değiştiren An” bölümü ise ayrıca özeldi. Çünkü bu hikaye, Avrupa’ya diz çöktüren Napolyon’un Waterloo Savaşını nasıl kaybettiğini konu alıyor. Bu bölümde ise okurken arka planda “Amour Plastique” şarkısını dinledim ve bu ölümsüz an ile aşırı uyumlu oldu. Sosyal medyada meşhur olan Napolyon içeriğini kitaplarda yaşamış oldum. Bilmeyenler için sosyal medyada ki içerik şu şekildedir; Napolyon savaşı kaybetmiştir ve sona gelinmiştir. Generalleri Napolyon’a; “Napoleon what will we do?” ‘Bu durumda ne yapacağız?’ diye sorarlar. Napolyon Bonapart ise tarihe kazınacak ve yüzyıllarca unutulmayacak o meşhur sözü söyler; “There is nothing we can do.” ‘Yapacağımız bir şey kalmadı’ Yeryüzünde büyük idealleri olan, nice savaşları kazanan bir insanın en çaresiz anına tanık oldum. Bu müzik hem ruhuma hem bedenime işledi. Onun dışında çok eskilerde dünyada farklı idealleri, çabalamaları gördüm. Örneğin ilk defa Avrupayı ve amerikayı birbirine bağlayan telgraf kablolarının hikayesini, Tolstoy’un son günlerine tanık oldum. 12. Bölüm olan “Mühürlü Tren” hikayesinde ise eski Sovyet Marşı olan “Katioucha” marşını dinleyerek okudum ve o trende Lenin’le birlikte Rusya’ya devrim yapmaya gittim. Bu kitabı, hem kitap okumayı hem müzik dinlemeyi seven okurlara özellikle tavsiye ederim. İncelemeyi son bölüme kadar okuyan sevgili okur arkadaşlarıma da, sabırlarından dolayı teşekkür ederim. Keyifli Okumalar Dilerim. Saygılarımla. A O K 28/01/2026 İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği Anlar Stefan Zweig
1000Kitap
İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği AnlarStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20196,8bin okunma
·
641 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yahudiler tarih boyunca Napolyon gibi önce haklarını verip sonra agizlarina tüküren yöneticilere saygı duydu zaten. Ayni Fatih Sultan Mehmet Avrupa'nin antisemitizm uyguladığı yahudilere kapı açan kişi oysa. Bundan asla söz etmezler. Zweing aramın iyi olmadığı ve üslubunu sevmediğim bir yazar. Emeğinize sağlık 🙏
A O K
Gönderi Sahibi
Sadece Satranç kitabını okuduğum dönemlerde aramız iyiydi :) eserlerini okudukça bende sizin gibi soğudum. Değerli yorumunuz ve katkınız içinde teşekkür ederim.
Zweig eserlerini çok beğenirim. Her zaman güçlü bir kalemi olduğunu düşünmüşümdür. Ama incelemenizden sonra daha farklı bir açıdan bakıyor gibiyim. Emeğinize sağlık 📖👏
A O K
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum 🙏🏻